25 Mar 2017
[Getty Images Turkey]

BAŞKAN BABAMIZIN SONBAHARI

Bernie Ecclestone artık Formula 1'in başında değil. Büyük diktatör nasıl buralara geldi, yolda neler yaptı ve 86 yaşında neden koltuğunu bırakmak zorunda kaldı?

İnan ÖZDEMİR

Her şeyin bir sonu var. Bazen insana öyle gelmese bile, herkesin de bir son kullanma tarihi var. Bernie Ecclestone’un bile… 40 yıldır Formula 1’i yöneten ve bir keresinde kendisini diktatör olarak çağıran İngiliz milyarder, 23 Ocak 2017’de Liberty Media tarafından görevinden alındı. F1 organizasyonunu 8 milyar dolara satın alan ABD’li şirket, Bernie’nin yerine Chase Carey’yi başa getirdi. Her ne kadar yaptıkları resmi açıklamalarda bunun bir görev değişimi olduğunu, devrik liderin uzmanlığından duayen yönetici pozisyonunda yararlanacaklarını söyleseler de Bernie, gerçeği bütün çıplaklığıyla ortaya şöyle koyuyordu: “Kovuldum. Bu resmileşti. Artık Formula 1’i yönetmeyeceğim.”

Yani, Bernie hakkında konuşmamız lâzım.

SATICININ DOĞUMU

F1 gibi pop müzik de yarım asır önce değişti. 1961’in ocak ayında, Dartford’daki bir tren istasyonunda... O günlerde 18 yaşında olan Mick Jagger, 17 yaşındaki Keith Richards ile tanıştı ve The Rolling Stones’u yaratan dostluk başladı. Bu, birçok yerleşim biriminin tarihini doldurmak için yeterli büyüklükte bir anıdır. Ama Londra yakınlarındaki Dartford’ın tarihinde bir başka özel figür var: Bernie Ecclestone. Balıkçı babası ve annesi ile İkinci Dünya Savaşı sırasında buraya yerleşen Bernie; hediyelerden, denizden ve mutluluktan uzak, sefalet içindeki çocukluğunu burada geçirmişti. Kısa boylu genç, her şeyin ticaret ve paradan ibaret olduğunu bu sokaklarda anlamıştı.

Dartford, Bernie üzerinde bir başka büyük etki daha bırakmıştı. Aile buraya geldiğinde İkinci Dünya Savaşı’nın en yakıcı bölümleri yaşanıyordu ve birçok yer gibi, onların oturdukları nokta da Nazi jetlerinin hedefindeydi. Bernie, ilerleyen yıllarda çocukluğunu nasıl hatırladığı sorulduğunda, tek bir kelime kullanacaktı: Bombalar. Ama bu hikâyede sadece trajedi yoktu. Bernie, tüm hayatını şekillendirecek bir kararın burada alındığına şahit olmuştu. Annesi Bertha, diğer çocukların aksine, Bernie’yi daha güvenli olacağı kasabalara yollamamış, ona burada hep beraber oturmaları gerektiğini, saldırılardan birlikte korunacaklarını söylemişti. Ecclestone’un biyografisini yazan Tom Bower’a göre, bu daha sonra motor sporları ikonu hâline gelecek olan adamın hayatını değiştirmişti. Annesinin verdiği karardan herhangi bir şüphe duymaması, oğlunun da kendine ve seçimlerine güvenini artıracaktı.

Savaşın bitiminden sonra ilk fırsatta okulu bırakan Bernie, rüyasının peşinden gitmişti. Motosikletler o yıllarda tutkusuydu, daha sonra otomobillere merak salmıştı. Yedek parça alıp satarak geçinmeye başlamış, ikinci el piyasasına girmişti. 1950’lerde ise dönemin pilotlarından Stuart Lewis Evans’ın menajeri olmuştu. Yarışçılık kariyerini bıraktığı o günlerde geleceğini de çizmişti. Giderek daha çok milyonerin oyuncağı olan bu sporun kısa sürede kendisini varlıklı biri yapacağını fark etmişti. Bütün bu arzunun gerisinde ise çocukluğu yatıyordu. Ecclestone, şöyle demişti: “Ailemi bana bir şeyler almaları yönündeki isteklerle rahatsız etmiyordum. Kendi paramı kazanmalıydım. Durumları olmadığının farkındaydım. Eğer bir şeyler istiyorsam, elde edene kadar kendimi parçalamam gerektiğini anlamıştım. Bu yüzden de bağımsız bir piçtim.”

SATICININ RÜYASI

Bernie, 1930’da dünyaya gelmişti. O çağlarda medya, gazeteler ve radyodan ibaretti. 40 sene sonra ise işler değişmişti. Aradan geçen zamanda motor sporları dünyasında gücü artan Ecclestone, menajerlikle girdiği F1 dünyasında 1972’de yeni bir statü kazanmış, Brabham takımını satın almıştı. Her şeyi değiştiren ise o yıllarda farkına vardığı bir gerçek olmuştu. Bernie’ye göre, takımlar ve sporu yöneten federasyon (FIA) buradaki esas potansiyeli göremiyordu. Her ülke ile her takım ayrı ayrı anlaşmaya çalışıyor, yayıncılık kontratları bir düzensizlik içerisinde pazarlanıyordu. Televizyon haklarının tek bir paket hâlinde satılması gerektiğini düşünen Ecclestone, ilk olarak Formula 1 Üreticileri Birliği’ni kurmuş, arkasından da bunun başına geçmişti. İngiliz yönetici, FIA ile çatışmaya başladığı o günlerde gücünü artırmış, 1981’de ise F1’in ticari ve televizyon haklarını eline geçirmişti. O dönemde danışmanı olan hukukçu Max Mosley ise 1993’ten itibaren FIA’nın başına geçmiş ve birkaç sene sonra F1’in bütün ticari haklarını 100 yıllığına Bernie’ye satmıştı.

Yetmişlerin sonundan doksanların başına kadar yaptığı bütün bu hamleler, Bernie’yi F1’in tek adamı hâline getirmişti. Rakiplerini kısa sürede mağlup etmiş ve başında olduğu organizasyonu büyük bir global çılgınlığa çevirmişti. 1970’lerde motor sporlarındaki başka organizasyonlarla popülarite yarışı yapan F1 kısa sürede müthiş bir büyüme göstermiş, alanında rakipsiz olmuştu. Pilotlar, geçmişteki meslektaşlarının kat be kat fazlasını kazanmaya başlamış; takım sahiplerinden test sürücülerine kadar herkes, bu yeni düzende zengin olmayı başarmıştı. Ve Bernie, kendi yarattığı imparatorluğun en tepesinde dururken, gücün de tek sahibi olmuştu. Sonraki 40 yıl boyunca adı skandallara karışsa da asla ciddi bir muhalefetle karşılaşmayacaktı, zira onun kurduğu düzende herkes milyoner olmuştu ve sesini çıkarmak demek, bu musluğun kesilmesi anlamına gelebilirdi. 2014’te 44 milyon dolar rüşvet verdiği için adına açılan davadan 100 milyon dolar kefalet ödeyerek kurtulan bu adam, akmasını sağladığı musluğun düzenli kontrolünü yapmayı da unutmuyordu

SATICININ ÖLÜMÜ

Bernie Ecclestone, sözünü sakınmayan biri. Bunu Nişantaşı’ndaki ofisimizde yakından biliyoruz. Gerçekten…

Editör arkadaşımız Atahan Altınordu, Socrates’in üçüncü sayısı için hazırladığı İstanbul Park dosyasında Bernie’ye de ulaşmıştı. Mail yoluyla gönderdiği sorulara F1’in tepesinden yanıt gelip gelmeyeceği belirsizdi. Ama bir gün, sürpriz bir şekilde, Bernie’nin cevaplarını e-postasında buldu. İngiliz yönetici, bu son derece kapsamlı yanıtlarda “İstanbul Park hakkında neler düşünüyorsunuz? Sizce güzel bir pist mi?” sorusuna “Evet”, “İstanbul Park’tan hatıralarınız nasıl?” sorusuna “Gayet güzel”, “Neden Türkiye Grand Prix’si sona erdi?” sorusuna “Çünkü kontratı bitti”, “Bir gün İstanbul Park’a yeniden F1’in gelmesini ister misiniz?” sorusuna ise yine “Evet” cevabını vermişti. En sondaki imzası, yanıtlarının toplamından biraz daha uzundu ama ne olursa olsun, cevap vermişti işte.

Bu bize özel bir durum da olabilir. Zira röportajlar genelde Bernie için büyük tehlikeleri de beraberinde getiriyor. Socrates’e verdiği söyleşiden bir sene evvel konuştuğu Campaign Asia sitesindeki yanıtları da neden İngiliz yöneticinin her zaman konuşmaması gerektiğini kanıtlar nitelikte. Bernie, unutulmazlar arasına giren bu röportajda kendisini bir dahi olarak görmediğini, sadece önüne çıkan fırsatları iyi değerlendirdiğini ifade ediyordu. Ancak buralar, söyleşinin en normal kısımlarıydı. Ecclestone bir anda, F1’in çok teknik olduğunu, eskisi gibi eğlence vaat etmediğini belirtiyor, eski günlerin daha güzel olduğunu söylüyordu. Akabinde de sık sık eleştiriler aldıklarından bahsediyor, “Özellikle kadınlar eleştirmeye bayılır” gibi garip bir laf ediyordu. İngiliz yönetici, F1’in sosyal medyanın olanaklarını iyi değerlendiremediği yönündeki eleştirilere “Facebook, Twitter ya da bütün bu saçmalıklarla ilgilenmiyorum. Eski kafalıyım. Bugünün sözde genç nesillerinin de ne istediklerini bildiklerini sanmıyorum” cevabını veriyordu. Arkasından da biraz daha saçmalamaya başlıyor, “15-16 yaşındaki çocuklar Rolex alamazlar” diyordu. Ona göre F1 pahalı bir işti ve sponsorlarından yayınlarına kadar tamamen yetişkinlere yönelik olmalıydı. Genç nesilleri sosyal medya yoluyla yakalamaları gerektiğini biliyordu ama bunu nasıl yapacaklarını bilmiyordu. Umursamıyordu da…

Bütün bunlar Ecclestone’un değişen zamanı nasıl yakalayamadığının bir kanıtı. 86 yaşındaki ismin doğduğu dünya ile şu anki arasında büyük farklar var. Aradan geçen zamanda her şey gibi pazarlama da değişti. Liberty Media’nın F1’in başına geçirdiği Chase Carey, bu yüzden yeni nesiller için sosyal medyada daha aktif olmaları, eski ve klasik yarışların bir miras olarak korunması gerektiğini ifade ediyor. Ona göre son beş-altı yılda önüne çıkan fırsatları değerlendiremeyen organizasyon, iyi bir dijital ve pazarlama stratejisiyle taze bir başlangıç yapmalı. Carey, Bernie’nin kurduğu imparatorluğun büyüklüğüne saygı duyduklarını, bu sporu aldığı ve getirdiği noktalar arasındaki farkı iyi bildiklerini ama artık değişim zamanının geldiğini belirtiyor.

Yeni lider Chase Carey, Bernie Ecclestone'un hükümdarlığına son veren isim olarak tarihe geçecek.

Spor yazarı Richard Williams ise F1’i yıllarca bir diktatör gibi yönettikten sonra Ecclestone’un 'Bu sporu kurtaracak adam' pozlarına girmesini en çok eleştirenlerden biri. Senna biyografisinin de yazarı olan The Guardian gazetecisine göre bu kurtarma operasyonunu, “Bernie dışındaki herhangi biri bile” daha iyi yapar. Başka otoritelere göre de yeni dönemin yöneticilerinden biri olarak açıklanan Ross Brawn bu değişimde önemli rol oynayacak. Yönettiği takımlarla yıllarca büyük başarılar elde eden Brawn, temel amaç olarak, ne olursa olsun, sporun daha ilgi çekici hâle getirilmesi gerektiğini ve şu hâliyle potansiyelini yansıtamadığını ifade ediyor. Brawn özetle, “Bernie’nin başarılarına saygı duyulmalı. Onun bir benzeri gelmeyecek. Ama artık küçük takımları da desteklemeli, sadece büyük takımlara odaklanmamalıyız” diyor; F1’in bir devrime değil, evrime ihtiyaç duyduğunu söylüyor. Ona göre kurallar yeniden düzenlenmeli, ekonomik yapı değişmeli ve artık uzun vadeli planlar yapılmalı.

Bernie Ecclestone, 20. yüzyıldan kalan son büyük diktatörlerden biri. Yarım yüzyıl boyunca bir sporun yüzü olmayı başardı ve çoğu zaman en şöhretli pilotlar kadar ünlü oldu. Ama F1’i düzensiz bir yapıdan global bir başarı hikâyesine dönüştürdüğü bu benzersiz yaşamda; dolandırıcılık, rüşvet, hile, zorbalık gibi çeşitli farklı suçlarla itham edildi, kendisini yasaların üzerine koydu, asla hesap vermedi ve kararlarını kimseye danışmadı. Günün sonunda, bütün tek adamlar gibi, o da bir köşeye itildi. Zira her şeyin bir sonu var. Hiçbir şey sonsuza kadar sürmüyor ve hiç kimse hayatı boyunca kazanmıyor. Bu öyküde de bugüne kadar bombalar, ikinci el otomobiller, yedek motosiklet parçaları, karaborsa düzenleri, kavgalar, anlaşmalar, el sıkışmalar, rüşvetler, zaferler, devasa paralar ve özel jetler vardı. Artık bir de mağlubiyet var. Bernie de yenildi. Herkes gibi.

*Bu yazı ilk olarak Socrates'in Mart 2017 sayısında yayımlandı. Eski sayılarımıza buradan ulaşabilirsiniz.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
İnan ÖZDEMİR

FINAL FOUR GÜNLÜĞÜ: KORKU RUHU KEMİRİR

Final Four'da ilk güne Vassilis Spanoulis ve Ekpe Udoh damga vurdu. Cuma akşamından notlar...

İnan ÖZDEMİR

"SPANOULIS TAM BİR CESUR YÜREK"

Panagiotis Giannakis ile Olympiakos ve Spanoulis'i konuştuk.

İnan ÖZDEMİR

MANU'NUN YOLU

Manu Ginobili 39 yaşında ve hâlâ maç kazandıran hareketi yapmayı başarıyor.