5 May 2017
[Tasarım: Oya Çitçi]

COPPIVEBARTALI

İtalya bisiklet tarihinin en heyecan verici dönemi Gino Bartali ve Fausto Coppi’nin kariyerlerini kapsayan devirdir. Rekabetleri ve hayat tarzlarıyla da 1940-1955 arasında koca ülkeyi ikiye bölmüşlerdi.

Sarper GÜNSAL

İtalyanlar ve bisiklet arasındaki ilişki aslında İtalyanlar ile “moda, futbol, tatil, yemek” arasında da var. Zaman ayıran, tadını çıkaran, sıcak ama kişisel bir ilişki biçimleri var. Yaşlı başlı bir amca, küçük bir servete mal olmuş son model yarış bisikletine, üstünde 250 avroluk fuşya renkli mayoyla binmekten müthiş zevk alır. Hem başkaları umurunda değildir, hem de Paul Verlaine’in dediği gibi “Müzik, her şeyden önce müzik”, yani İtalyanlar için her şeyden önce müzik, klas, stil, kalite gelir.

İtalyanlarda gözlemlediğim bir başka özellik de bisiklet sevgisinin daha dengeli ve kökleri derinde oluşu. Amerikalılar ve İngilizler tarafında son 15-20 yılda ortaya çıkmış, bizim de aynaladığımız “taze” bisiklet tutkusuna pek rastlamadım. “Siz giderken biz geliyorduk” havası var daha çok. İngilizce internet kaynaklarında, elde yapılmış çelik-titanyum kadrolar pazarlanmaya başlayalı şurada ancak 15 yıl olmuşken, âlemin piri, bir numaralı bisiklet kadrosu sanatçısı Dario Pegoretti, bir nedenle sinirlenip çok zarif bir cezayla İtalya’da satış yapmayı bırakıyor mesela. Millet Rapha markasının tasarımlarına bayılıp butik düzeyde imalat yapan mayo üreticilerinin peşinde koşarken, İtalyan markaları İngilizce site yapmayı bile gereksiz bulurlar.

13 Mayıs 1909’da başlayan ilk Giro d’Italia (İtalya Bisiklet Turu) spor gazetesi sonradan pembe sayfalara basılan La Gazzetta dello Sport’un satışlarını artırmak için düşünülmüş bir yarıştı. 127 sporcu, vitessiz bisikletlerle, 400 km’lik etaplarda yarı toprak, yarı stabilize yollarda yarıştı. Yaşamın ve sporun daha zorlu, insanların ve sporcuların ise daha dayanıklı olduğu zamanlardı. Luigi Ganna 18 gün sonra Milano’da birinci olduğunda şehir heyecandan yıkıldı. Gazeteci John Foot’un “Pedalare! Pedalare!” kitabında “Sanata düşkün… çalışan kesimin Milano’su kaybolmuştu. Sadece bisiklet Milano’su kalmıştı” diye bahseder o günlerden.

1920’ler Giro’da Girardengo ve Binda gibi efsanelerin üstünlüğüyle geçer ama İtalyan bisiklet tarihinin en heyecan verici dönemi Gino Bartali ve Fausto Coppi’nin kariyerlerini kapsayan devirdir. Rekabetleri ve hayat tarzlarıyla 1940-1955 arasında koca ülkeyi ikiye bölmüşlerdi. İtalyan toplumunun fay hatlarını yüzeye taşıdılar, görünür kıldılar. Ülkedeki ilerici ve muhafazakar çatışmasını kişiliklerinde sembolleştirdiler. Floransa’lı 1914 doğumlu Gino Bartali dindar, zaferlerini Mussolini’ye yani “Il Duce”ye değil Papa’ya adayan bir aile babası figürü. Savaşta bisiklet borularının içinde sahte kimlik kartları ve evrak taşıyarak Yahudilere ve direnişe yardım eden, “eski nesil” bir şampiyon. 1935’te profesyonel olduktan sonra, 22 yaşında İtalya, 24 yaşında Fransa Turu’nu kazandı. Binda’dan bayrağı devralan yeni yıldızdı. Politikadan ve faşistlerden uzak dururdu. Yarışta hep dua eder, azizlerin ve Tanrı’nın sayesinde kazandığına inanırdı. 1939’da takıma “gregario” olarak katılan Coppi ise kuzeyli, laik, Tanrı’yı pek işine karıştırmayan biriydi. Novi Ligure’liydi. Kasaba 1960’a kadar kırk yıl boyunca bir bisikletçi kentiydi. Bunda gözleri görmeyen efsanevi masör ve antrenör Biagio Cavanna’nın etkisi büyüktü. Kör olmasına karşın, dokunarak adelelerin ne durumda olduğunu anlar, sporcunun iyi çalışıp çalışmadığını, neye ihtiyacı olduğunu elleriyle hissedermiş. Cavanna’nın bir nevi doğaüstü gücü varmış gibi anlatıyorum ama inanın okuduğum kaynaklar da aynı şekilde bahsediyor. Kör masör Cavanna ve onun öğrencisi Fausto Coppi. Fausto belki de Faust?

Bartali kutsanmış su ve ekmekle yarışa başlarken Coppi antrenman taktikleri geliştirir, kimyasal desteklerden kaçınmaz, belki de inancı zayıf olduğundan her şeyi çalışmaya ve vücuduna endekslerdi. Coppi ve Bartali: Yin ve Yang, Kuzey ve Güney, Geçmiş ve Gelecek.

İkilinin rekabeti 1940 İtalya Bisiklet Turu’nda başladı. İkinci etapta kaza yapan Bartali geri düştü. Dizi iltihaplı olarak yarışı sürdüren Bartali, Coppi’nin domestiğine dönüşüp kriz anlarında yardımcı rolü üstlendi. Coppi yarış liderliğini ele geçirip, 21 yaşına rağmen müthiş performans göstererek, Giro’yu yani İtalya Bisiklet Turu’nu kazandı. Ama Gino’nun egosu devdi. Yarış bittikten sonra “Genç arkadaşıma yardım etmek zorunda kalmasaydım Giro’yu kazanabilirdim” yollu bir demeç vermeden duramadı. Tatsızlık artık başlamıştı fakat dünyayı kasıp kavuran savaş her şeyin önüne geçince rekabet 1946’ya kadar buzdolabına kalktı.

Halkın “Coppiciler” ve “Bartaliciler” olarak bölünmesi savaş sonrası dönemde daha belirginleşti. Bartali savaş öncesinden beri ünlü olduğundan, geleneksel taraftarların desteğini alırken, Coppi, genç, yenilikçi, şehirli İtalya’nın tuttuğu yarışçı oldu. Üstelik son Giro’nun da galibiydi. İkilinin arasındaki düşmanlık 1946 Mayıs’ındaki Zürih GP’sinde alevlendi. Yarışın sonuna doğru önde ikisi baş başa kalmışlardı. Bartali, daha kuvvetli olduğu belli olan Coppi’ye, eğer atak yapıp kendisini ekarte etmezse zaferi ona bırakacağını söyledi. Coppi inanmıştı. Finişe doğru Fausto pedal kayışlarıyla uğraşırken Bartali atağa kalkıp yarışı kazandı. Fausto bir daha Bartali’ye hiçbir zaman güvenmeyecekti. Birbirlerinden bahsederken isimlerini anmayacaklar, diğeri yarış kazanmasın diye yarış kaybetmeye razı olacaklardı. Bartali anılarında Coppi’nin otel odasına gizlice girip kullandığı ilaçları kontrol ettiğini anlatacaktı.

Bartali 1936-37’de Giro’yu iki kez kazandıktan sonra faşist rejimin emriyle 1938’de yarışı pas geçmiş, Fransa Turu’na hazırlanıp kazanmıştı. “Sofu Gino” lakabına rağmen, Faşist Parti’den hep uzak durmuştu, sosyalist bir babası vardı. En iyi yıllarında savaş nedeniyle yarışmasa da bisikletten uzak durmamış, binlerce kilometre pedal basmıştı. Savaş bittiğinde 30 yaşını geçmişti ama vücudu yıpranmamıştı. Müthiş bir rekabet sonucu 1946’da İtalya Turu’nun ödülü olan Pembe Mayo’yu Coppi’nin 46 saniye önünde kazandı. 1947 Eylül’ünde Papa XII Pius, savaş sonrası yükselen sol harekete karşı yaptığı bir konuşmada, komünizme karşı iyi bir Hıristiyan örnek olarak Bartali’yi gösterince iki şampiyonun taraftarları iyice ayrışmıştı. Sadece Bartali’nin rakibi olduğu için Coppi komünist sayılmaya başlanmıştı. Birisi neredeyse solcu ama anti-komünist hareketin sembolü olmuşken, diğeri solcu değildi ama komünist hareketin simgesine dönüşmüştü.

1948’de Bartali Giro’yu kaybetmiş, Fransa Turu’nda da favori gösterilmiyordu. 34 yaşındaydı. Ama yine de üç etap kazanarak Sarı Mayo’yu giymişti fakat formda değildi. Yarışın ilerleyen bölümlerinde Fransız Louison Bobet’nin 21 dakika gerisine düşmüştü. İtalyan gazeteciler umudu kesip memleketlerine dönmüşlerdi. Bu arada İtalya’da seçim sonrası yükselen politik gerginlik had safhaya ulaşmıştı. 14 Temmuz’da, İtalyan Komünist partisi lideri Togliatti Roma’da suikaste uğradı. Ülkede olaylar çıktı. Komünist Parti taraftarları birçok fabrikayı ele geçirdiler, sendikalar genel grev ilan etti, çıkan olaylarda 15 kişi öldü. O akşam, başbakan De Gasperi, dostu Bartali’yi telefonla arayarak ülkenin zor durumda olduğunu, halkın sakinleşmesi ve gerginliğin düşmesi için ondan iyi bir performans beklediğini söyledi.

Bartali, ertesi günkü etapta, Bobet’ye 19 dakika fark attı. Bir gün sonra Bobet’yi yine geçip Sarı Mayo’yu giydi ve Tour’u şampiyon olarak bitirdi. Bu arada İtalya’da olaylar da duruldu. Bartali ülkesinde yeniden büyük bir prestij kazanmıştı. Bartali’nin olası bir iç savaşı –elbette Tanrı’nın yardımıyla- Bartali’nin önlediği ve vatanı kurtardığı yazılıp durdu. Başbakanın onu aradığına dair net bir kayıt yoktu. Ama efsaneler kayıt aramaz. İnanmak kafidir. Bartali 2000’de ölene kadar karısı ve iki oğluyla Floransa’da yaşadı.

Coppi ise ülkesinde daha farklı bir fırtına yarattı. Muhteşem bir sporcu ve şampiyondu; “Campionissimo” yani Şampiyonlar Şampiyonu lakabı 30 yıl sonra, son kez ona verilmişti. Sayısız büyük yarış galibiyetlerinin yanında belki de yaptığı en önemli şey, geleneğe, kanunlara, kiliseye ve ailesine rağmen yüreğinin peşinden gitmesiydi.

1945’de evlenmiş ve baba olmuştu. 1949’da aynı yıl Giro-Tour dublesini yaptıktan sonra artık bir süper yıldızdı. O yıl İtalya Turu’nda 170 km’yi tek başına beş zirve geçerek kazandığı Cuneo-Pinerolo etabı hala Giro tarihinin en büyük zaferi olarak kabul edilir. 1952’de bir kez daha Giro-Tour dublesi yaptı. Bartali yaşlanmış Fiorenzo Magni ise pek karizmatik değildi. Artık Coppi dünya bisikletinin bir numaralı ismi olmuştu. Kasap çıraklığından starlığa yükselmişti ama yaptığı evlilik pek iyi gitmiyordu. 1953’de Lugano’da dünya şampiyonu olduğunda podyumda çekilen resimde bir kadın vardı. 1948’de bir yarıştan sonra tanıştığı, hayranı bir doktorun karısı olan Giulia (Occhini) Locatelli ile Fausto bir ilişkiye başlamışlardı. Olay bisiklet camiasında biliniyordu ama basın üstüne gitmiyordu. Coppi birkaç ay sonra karısını terk etti, “beyazlı kadın” olarak bilinen Giulia ile birlikte yaşamaya başladılar. Fakat İtalya’da zina, hapis gerektiren bir suçtu. Polis “cürm-ü meşut” yapmak için bir gece evlerini bastı, Occhini tutuklandı. Mahkemeler, skandal, rezalet… Papa bile devreye girdi ve Coppi’den karısına dönmesini istedi. Ülke bir kez daha bölündü. Solcular ve komünistler Coppi’nin tarafını, sağcılar ve kilise aldatılan eşin tarafını tuttular.

Coppi karısına dönmedi ama kariyerinin sonuna kadar da başka büyük yarış kazanmadı. Giulia’dan bir oğlu oldu, adını Faustino koydular. 1959’a geldiğinde artık dopingsiz yarışamıyordu. Aralık ayında Burkina Faso’da sıtmaya yakalandı. Ülkesine döndüğünde doktorlar bir türlü hastalığı teşhis edemediler. Durumu kötüleşti. 2 Ocak 1960’da kırk bir yaşında öldü.

Coppi’nin ölümüyle Giro’nun altın çağı da bitti. 1960’lar başka değerlerin, farklı önceliklerin dönemiydi. Gençler yeni şeyler istediler, Avrupa zor da olsa değişti. Değişirken romantizmi, kadim gelenekleri bıraktılar. Moderne, yeniye, pratiğe geçtiler. Bisiklete de Eddy Merckx, Jacques Anquetil gibi daha büyük yıldızlar geldiler. Teknoloji ilerledi, haber kaynakları arttı. Ama tam da bu yüzden, sporun efsane yaratma gücü yok oldu. Zamanın tülü detayları örtmeden, dağın tepesinde bile sporcular yakın çekimle seyredilirken efsane olmak artık zor. Coppi ve Bartali, ortak bir tarih, rekabetleri ve karşıtlıklarıyla birlikte, beraber yoğurulup tek bir mit haline geldiler. İtalyanlar, ayrı anlatınca eksik kaldığı için bu efsaneye “CoppieBartali” diyorlar. Biz de bir harf ekleyip bitirelim: “CoppiveBartali”.

 

Kaynaklar:

  1. John Foot, “Pedalare! Pedalare!”, Bloomsbury, 2011
  2. William Fotheringham, “Fallen Angel, The Passion of Fausto Coppi”, Yellow Jersey Press, 2010
  3. Bill & Carol McGann , “The Story of Giro d’Italia, Volume 1”, McGann Publishing, 2011

*Bu yazı ilk olarak Socrates'in Mayıs 2015 sayısında yayımlanmıştır. Eski sayılarımıza buradan ulaşabilirsiniz. 

YAZARIN DİĞER YAZILARI
Sarper GÜNSAL

YETENEKLİ BAY RODGERS

Green Bay'in uzun ve soğuk kışlarının en büyük sosyal aktivitesi Packers maçları.