12 May 2017
[]

AZİZ VE GÜNAHKÂR

Marco Pantani'nin 2004'te sona eren yaşamı İtalyanlar için hâlâ gizemini koruyor. İtalyan bisikletçinin biyografisini de yazan Matt Rendell, Socrates için kaleme aldı.

SOCRATES

Marco Pantani 1990’ların ilk yarısında adını yavaş yavaş duyurmaya başlarken, beş Fransa Bisiklet Turu ve iki İtalya Bisiklet Turu zaferinin yanına olimpiyat ve dünya şampiyonlukları ekleyen Miguel Indurain olağanüstü gücü ve muhafazakâr taktikleri ile bisikleti hegemonyası altına almıştı. Düz etaplarda hiç, dağlarda da çok az kayıp yaşayan Indurain, bireysel zamana karşı etaplarında devasa farklar elde ederek kazanmayı biliyordu. Esas yeteneği ani,  patlayıcı ataklar veya stil değişiklikleri değildi, fark edilmesi daha zor bir şeye sahipti; sabit, uzun süre devam eden hızlanmalara. Indurain’i sele üzerinde izlemenin zevki de bu istikrarda saklıydı. Saf gücün gizeminden başka hiçbir  şey öne çıkmıyordu.

Sonra, sinir bozan numaraları ve dağlarla karşılaştığı an antik kahramanlara benzer bir güçle hızlanabilen Marco Pantani ortaya çıktı. Indurain havanın görünmez direncine karşı koyarken, Marco engellerin en belirginine; dağlara meydan okurdu. Tuhaf bir rekabetti bu: Indurain, durmaksızın çalışan ciğerlere ve planktonlarla beslenen balıkların sakin tavrına sahip bir mistik bezginlik ustasıydı; Marco ise minyon ama gösterişliydi, balık gibi hareketli ve atak yapma eğilimindeydi, tek metodu da rakiplerine karşı, gözden kaybolana dek, gökyüzüne doğru atak yapmayı sürdürmekti. Hem de pelotonun başını döndürene ve rakiplerini geride bırakana kadar peşi sıra  gelen acımasız denemelerle...

Marco, 1994’te İtalya Bisiklet Turu’na ikinci kez katıldı ve iki epik dağlık etap zaferi kazandığı bu büyük yarışta genel klasmanda Indurain’in önünde ikinci oldu. Bir ay sonra katıldığı Fransa Bisiklet Turu’nu ise üçüncü bitirdi. Seyircilerin ilgisini çeken, sadece aldığı sonuçlar değildi. Yamuk burnu, kepçe kulakları ve seyrek saçlarıyla film yıldızlarına mahsus bir üne kavuşmuştu ve bu ün, İtalya ya da bisiklet dünyası ile sınırlı değildi.

İmkânsızlık, Marco’nun uzmanlık alanıydı. Sekiz saat aralıksız antrenman yapar, peşinden son tırmanışlar geldiğinde, 50 ya da 60 kilometre boyunca sınırlarını zorlar ve bedeninin ne kadarını kaldırabileceğini denerdi. Kazanma şekli de buydu; başkalarının cesaret edemeyeceği karanlıklara ve derinliklere dalar, kanı tadar, zorlukla ayakta kalırdı. Bu performanslarda kendini ve dünyevi her şeyi feda ederdi, ta ki o yok edilemez kalbi, tırmanış ya da rakım ne olursa olsun, onu her zamanki gibi tekrar hayata ve milyonların alkışlarına döndürene dek.

Ataklarının bitiriciliği, Marco’nun naif ve sıcak gülümsemesinin ardına gizlenirdi. Çocuksu narinliği, içinde bulunduğu sporun dönüştüğü ve dönüşeceği yeni hâlle zıtlık oluştururdu. 1998’de önce İtalya Bisiklet Turu’nu ardından Fransa Bisiklet Turu’nu kazandığında, bisiklet sporunda yeni bir hegemonya başlıyordu. Indurain’in yıkılmaz hâkimiyeti, Marco’ya göre değildi. İtalyan, düz yollarda önemli hatalar yapardı. Sonra da o hataları, dağlarda elde ettiği görkemli solo zaferlerle telafi ederdi.

Le Tour başlamadan önce Festina takım arabasını kullanan 53 yaşındaki Willy Voet’in gözaltına alınması ve bunu takiben ortaya çıkan doping skandalıyla lekelenen 1998 Fransa Bisiklet Turu’nda organizasyonun öne çıkan tek sportif yanı, Marco’nun dağlardaki epik performansıydı. Basit bir araştırma, Festina aracındaki onlarca farklı doping maddesini gün yüzüne çıkarmıştı. Skandalla bir bağlantısı olmayan Marco ise bir anda bisikletin kurtarıcısı olarak kabul edilmişti.

Marco’nun krallığı, beklendiği gibi dört dağlık etap kazandığı 1999 İtalya Bisiklet Turu’nda başladı. Aynı yerde de bitti. İtalyan yıldız, 5 Haziran 1999 sabahı Madonna di Campiglio kasabasında durduruldu. Zorunlu bir sağlık testinin ardından doping şüphesiyle spordan uzaklaştırıldı ve yarış, ellerinin arasından kayıp gitti. İki hafta sonra selenin üzerine dönüp Fransa Bisiklet Turu’na katılabilirdi ama o, kendisine bir tezgah kurulduğu fikrine kapıldı ve çareyi kokainde aradı. Yeni doping şüpheleri, adli incelemeler ve uzaklaştırma cezalarının arasında isteksiz geri dönüş denemeleri yaptı.  Ve ardından her şey sona erdi.

Marco Pantani, 14 Şubat 2004’te İtalya’nın Rimini şehrindeki bir otel odasında ölü bulundu. Odasının kapısı ve pencereleri içeriden kilitlenmiş, kapının arkasında da bir barikat kurulmuştu. Ölümünden sonra, hayatının son yıllarında uyuşturucu bağımlısı olduğu ortaya çıkacaktı. Marco’ya, sekiz ayda beş kez şiddetli kokain zehirlenmesi teşhisi konulmuştu. Her defasında da aynı senaryoyla: Kilitli ve arkasına barikat kurulmuş bir kapı, sonuna kadar açılmış ısıtma sistemi, bolca kokain, anlamsız çizimler ve en nihayetinde son anda onu kurtarmaya gelen bir arkadaş. Altıncı seferde kimse onu nerede bulacağını bilmiyordu. Doktoru, ölümünden altı hafta önce Marco’nun kurtarılması için bir yere kapatılması gerektiğini söylemişti.

Marco’nun daha sonraları İtalya’da ‘Mamma Tonina’ olarak tanınacak annesi, oğlu öldüğünde Yunanistan’da tatildeydi. 10 yıl sonra, avukatıyla birlikte Barbara D’Urso’nun sunduğu Domenica Live! isimli televizyon programına katıldı ve o kaçınılmaz günü anlattı. Yakın çekimler, hüzünlü ses tonu ve (avukatının araya girip “Sadece ne olduğunu anlat” demesiyle bölünen) mistisizmi, kelimelerden daha fazla şey anlatıyordu.

Tonina: O öğleden sonra Yunanistan’a yeni varmıştık. Masanın başına oturup Marco’yu tanıyan herkesi aramaya ve onu görüp görmediklerini sormaya başladım.

D’Urso: Neden? Kötü bir şey mi sezmiştin?

Tonina: Hissetmiştim. Uzaklardaydım ve Marco neredeydi bilmiyordum. Menajeri “Git başımdan artık, Marco evine dönecektir” dedi ama Marco eve gitti mi bilmiyorum. (…) O akşam birkaç arkadaşımızı ziyaret etmiştik…

D’Urso: Ölüm saatinin 11 olduğunu söylüyorlar, belki de o an çoktan ölmüştü…

De Rensis (Tonina’nın avukatı): Evet, belki de ölüyordu.

Tonina: (…) Karnım ağrıyordu ve kocama yatmaya gittiğimi söyledim. Ve size şunu söyleyebilirim; 1999’daki Madonna di Campiglio olayından beri telefonumu hiç kapatmamıştım. Her zaman açık durumdaydı. O akşam ise telefonumu kapattım.

D’Urso: Neden?

Tonina: Bilmiyorum. Gerçekten bilmiyorum. Sadece telefonumu kapatmam gerektiğini düşündüm ve normalde telefonunu kapatan kocam, o akşam açık tuttu. Karavanımıza gittim ve yatağa girerken kocamın telefonu çaldı.

D’Urso: Saat kaçtı?

Tonina: Sanırım 9.30 ya da 10’du.

De Rensis: Biraz daha geçti aslında ama bu bir şeyi değiştirmez.

Tonina: Bilmiyorum.

De Rensis: Saat 10’dan kısa süre sonraydı.

Tonina: Marco’nun menajerinin “Paolo, Marco öldü” dediğini duydum.

D’Urso: Hepsi buydu.

Tonina: Evet. Anlık parlama gibi bir şey gördüm. Bir parlama gördüm ve “Onu öldürdüler, onu öldürdüler” dedim ve 10 yıldır onu öldürdüklerini söylüyorum…  Marco hakkında hep sezgilerim oldu. Ne olacağını düşünürsem, o şey olurdu. (…) Bisiklet sürmeye giderdi ve bazen düşeceğini hissederdim, o da düşerdi.

Domenica Live! (Canale 5), 19 Ekim 2014

Parlamalar ve sezgiler, kehanetler ve yorumlar, titizlikle sahnelenmiş ve yarısı önceden yazılmış şeyler, yüzde 19.18’lik bir reyting getirmişti. Aradan sonra D’Urso’nun konuğu İtalya Başbakanı Matteo Renzi’ydi ve seyirci sayısı 2 milyon 351 binden 2 milyon 6 bine düşmüştü.

Rimini’nin en çok saygı duyulan hâkimi, Pantani’nin cansız bedenin bulunmasından saatler sonra, Ayrton Senna’nın da otopsisini yapan adli patoloji uzmanını görevlendirmişti. Polis de kurbanın hayatının son yedi haftasını detaylı olarak ortaya çıkardı; gittiği yerler, görüştüğü kişiler, yaptığı şeyler, davranışları… Milyonlarca telefon görüşmesinin takibi için yeni teknolojiler geliştirilmişti. Buna bağlı olarak da gözaltılar, itiraflar, davalar ve tutuklamalar geldi. Ama o, şiddetli kokain zehirlenmesi sonucu ölmüştü. Kurbanın hukuki ve tıbbi temsilcileri bile bunda hemfikirdi.

Lâkin gerçeğin bir kalbi yok. Evladını kaybetmiş bir anne bugün bile oğlunun boynundaki izlerin, şiddete maruz kaldığının kanıtı olduğuna inanıyor. Trajedinin 10. yıldönümünde, İtalyan televizyon kanalı Italia Uno’ya çıktı ve “Sanki biri onu arkasından yakalayıp boğmuş gibi” dedi. Ancak şöyle bir sorun vardı; -kendi seçtiği de dâhil olmak üzere- seçkin patoloji uzmanlarına göre, o izler öyle bir şeyin kanıtı olamazdı. O izler sadece ve ne yazık ki ölü bir bedenin çürümesinin ilk işaretleriydi.

Yine de bir annenin, oğlunun ölümüne kendisinin de neden olduğunu kabullenememesinden daha doğal ne olabilir ki?

Müvekkilinin teorilerini yinelemeyen Tonina’nın yeni avukatı da tekrar polise gitti. Belgeleri, fotoğrafları, dikkate alınmayan ifadelerin olduğu olay yeri videosunu, incelenmemiş objeleri ve tanık ifadeleri arasındaki çelişkileri yeniden gözden geçirdi. Sonra da ilk soruşturmaya hukuki itirazını yaptı. İtinayla ve bilinçli olarak gazetelere sızdırılan bilgiler, televizyon programları, kitaplar ve stadyum gösterileriyle birlikte... (26 Ekim 2014’te, Cesena taraftarları tribünde “Yıllardır soruyorduk, şimdiyse olmasını istiyoruz: Pantani İçin Adalet” yazılı bir pankart açtılar.) Cinayet senaryosu, sporla hiç ilgisi olmayan ve olayı bilmeyen insanlara ulaştı. Trende yanımda oturan bir kadın ya da bana kahve getiren bir garson, bu öyküye tutkuyla ikna olmuş gibi gözüküyordu.

Fakat esas olarak daha sonraları, Marco Pantani’nin öldürüldüğü yönündeki sıra dışı teorinin sadece kitlesel bir histeri olmadığını anladım, en azından tarihsel olarak. Bu, aynı zamanda devasa bir ticari ve politik girişimdi.

Pantani ailesi, Marco’nun öldürüldüğü inancında olsa da bu doğru değil. Yine de aynı iddiaları tekrar tekrar gündeme getiren televizyon programları oldu: Quarto Grado’nun bir bölümü (17/10/2014, Rete 4), Domenica Live (19/10/2014, Canale 5), Tiki Taka’nın iki bölümü (17/11/2014 ve 1/12/2014, Italia1), gün içi haber ve magazin programı Mattino Cinque’in birkaç bölümü (Canale 5) ve öğle saatlerinde yayınlanan spor ve magazin programı SportMediaset (Italia Uno)...

Bu programların ortak noktası ise hepsinin Mediaset grubuna (Silvio Berlusconi’nin medya grubu) ait kanallarda yayınlanmış olması ve bu süreçte, olay hakkında bilgi sahibi olan ve cinayet senaryosuna karşı çıkan herhangi birinin görüşlerine yer verilmemesi.

Diğer kanallar da bu hikâyeyi konu etti. Sky Italia röportajlar ve belgeseller yaptı, De Rennis’i programlarına konuk etti. Rai için de aynı şey geçerli. Ama Mediaset’in iddiaları farklıydı. Tiki Taka’nın 17 Ekim’de yayınlanan bölümünde, sunucu Claudio Brachino, Pantani’nin ölümü için tekrar soruşturma başlatılmasını -küstahça- Sport Mediaset’in ‘gazetecilik ve felsefi metotlarına’ bağladı.  The Pantani Mystery ve Tiki Taka’da gördüğümüz Brachino, ilk program yayınlandığında, 2008 yılında bununla bağlantısız bir soruşturmayla ilgili iftiralarda bulunduğu için Rimini Ağır Suçlar Birimi tarafından dava edildiğini, ikincisi yayınladığı sıralarda da davayı kaybettiğini açıklamaktan kaçındı. İtalyan gazetecilerini temsil eden Ordine dei Giornalisti kurumu da öyle olmadığı hâlde kendisini gazeteci olarak gösterdiği için Domenica Live’ın sunucusu Barbara D’Urso’yu dava edeceğini açıkladı.

10 yıl sonra, kamu kurumlarına güvensizliğin yaygın olduğu bir ülkede, geniş bir polis soruşturmasının sonuçları ‘resmi gerçek’ olarak damgalandı. (Ünlü bir İtalyan spor gazetecisi “Kapı içeriden mi kilitlenmiş? Ama bu tam olarak bir suç romanı senaryosu gibi” yorumunu yapıp cinayet senaryosunun aleyhine olan bir delili aksine onun kanıtıymış gibi kullandı. Ve bu bir şaka değildi.)

İşin özü; evlat acısı çeken bir anne, oğlunun kendini öldürmüş olabileceğine inanmıyordu ve bu tüm ülkenin gözleri önünde kullanıldı, değiştirildi ve ifşa edildi. Uluslararası yayınevi Mondadori’nin -Mediaset’in Berlusconi ailesinin sahibi olduğu Fininvest grubu içerisindeki kardeş şirketi- desteğiyle yayımlanan, Davide De Zan imzalı kurgusal, komplo ve cinayet teorileriyle bezeli kitap da çok satanlar arasında. Yani cinayet teorisini destekleyenler arasında sadece gazeteciler değil, aynı zamanda bir televizyon sunucusu ve bir de yazar var.

Yaratılan kampanyanın ve Pantani’nin 1999 İtalya Bisiklet Turu’ndan diskalifiye edilmesi tartışmalarının politik bir temsiliyeti de bulunuyor. 18 Ekim 2014’te Partito Democratico (Demokrat Parti) milletvekili Tiziano Arlotti, Adalet Bakanı Andrea Orlando ile Kültür Bakanı Dario Franceschini’ye gensoru verip ‘hükümetin bir şampiyonun ölümüne ışık tutmak isteyip istemediğini’ sordu.

Üç hafta sonra, 9 Kasım’da, Umberto Bossi’nin yerine Lega Nord partisinin başına gelen Matteo Salvini de Pantani’nin anıtına çiçek bıraktı. Eğer dopingli sporcular ve uyuşturucu bağımlılarının toplumsal bir figür olmamaları gerektiğine inananları susturmak mümkün olursa, Pantani ölüyken bile finansal ve politik bir malzemeye dönüşebilir. En azından, onu kendi yararlarına kullanabilecek güce sahip kurumlar ve kişiler için...

*Bu yazı ilk olarak Socrates'in Mayıs 2016 sayısında yayımlandı. Eski sayılarımıza buradan ulaşabilirsiniz.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
SOCRATES

EUROLEAGUE FINAL FOUR 2017: FİNAL

Socrates, İstanbul'da düzenlenecek Final Four'u değerlendiriyor.

SOCRATES

GÜLÜMSE: BİR RİTMİK JİMNASTİK SERGİSİ

Ritmik jimnastik, fedakârlık gerektiren bir spor.

SOCRATES

FINAL FOUR 2017: FENERBAHÇE-REAL MADRID

Socrates, İstanbul'da düzenlenecek Final Four'u değerlendiriyor.