12 May 2017
[Foto: Getty Images]

DON KİŞOT

Avni Yıldırım, Türkiye’nin profesyonel bokstaki en büyük umudu. Çıktığı yolda sadece rakipleriyle dövüşmeyen Yıldırım, yaşadıklarını Socrates’e anlattı...

Cihat Gemici

“Topuklarımın altında bir kez daha Rozinante’nin kaburgalarını hissediyorum. Kalkanımı koluma takıp tekrar yollara düşüyorum.”  

Avni Yıldırım’ın profesyonel bokstaki yolculuğu, başlarda Don Kişot’un atı Rozinante ile çıktığı efsanevi yolculuk kadar ütopikti. Ancak Avni, hem yel değirmenlerini yendi hem de devleri dize getirdi.  Ve okuduğu romanlardaki kahramanlara dönüşürken artık geriye son bir adım kalmıştı; tarihin ta kendisi olmak…

Haziran 2012’de “Söylemlerime eylemlerimin tanıklık edeceği günü sabırsızlıkla bekliyorum” demiştiniz. O günler geldi mi?

Hatırlatmanızla birlikte şu an sanki o günlere dönmüş gibi hissediyorum. Beni 2012 Londra’ya götürmemişlerdi. O zaman milli takımdaydım, tecrübesiz olduğum söylendi ve olimpiyat tecrübesinden mahrum kaldım. Hâlbuki o dönemde birinci adam bendim. O zaman almadığım çağrıyı 2016 Rio öncesi aldım. Ancak bu kez de ben kabul etmedim çünkü artık profesyonel boksta önemli bir yola girmiştim. Bahsettiğim ‘o gün’ de aslında geldi ama tamamen gelmiş olması için dünya şampiyonluğu maçına çıkmam gerekiyor.

14 maçta dokuzu nakavt olmak üzere 14 galibiyet, iki yıl gibi kısa bir sürede ulaşılan WBC Kıtalararası Kemeri ve unvan maçına çıkma hakkı... Bütün bunları başardıktan sonra sanırım daha rahatsınız. Peki henüz yolun başındayken, profesyonel boksun neredeyse hiç olmadığı bir ülkede, kendinizi Don Kişot misali yel değirmenlerine karşı savaşıyor gibi hissetmiş miydiniz?

Aslında hâlâ böyle hissediyorum. Dünya boksunda yıllar içinde oturmuş bir lobi var. Biz de o lobiye karşı savaşıyoruz. Türkiye’de hiçbir desteğimiz yok, kimse yok. Biz gidiyoruz; ABD, İngiltere gibi ülkelerde, profesyonel boksta söz sahibi olmaya çalışıyoruz. Dünya şampiyonluğunu aldığım gün, bugün yanımda olmayan kişiler hangi yüzle yanıma gelecekler, merak ediyorum. Ben Muhammed Ali’nin, Mike Tyson’ın ağır sıklette kazandığı kemeri elde etmek için mücadele veriyorum. Yaptığım iş ne kadar güçse hedefim de o kadar büyük. Bugün birçok kişi farkında olmasa da bu başarı sadece benim için değil, ülkem için de çok önemli. Bir Türk boksörün Las Vegas’ta, New York’ta, Londra’da unvan için ringe çıkması, Türkiye’nin prestijidir.

Antrenörünüz Ahmet Öner’i çok zorlamışsınız... İlk maçınızı ayarlamış, sonra sizi izlememiş bile. Bir de Çırağan Sarayı muhabbetiniz varmış... Onu sizinle çalışmaya nasıl ikna ettiniz?

Benden öncekiler genelde bu kararı kariyerlerinin sonunda almıştı. Bense geleceği düşünerek bu kararı daha erken verdim. Türkiye’de bu işi yapan ve uluslararası arenada söz sahibi olan Ahmet Öner vardı, kendisine ulaştım. O dönemde Ahmet Öner’in boksörü Odlanier Solis’ti. Ona yatırım yapıyordu. Çırağan’da bana “Sen milli takımda devam et, eğer ki Solis maçlarını kazanır ve yatırımımın karşılığını verirse seni de onun peşi sıra yürütürüm” dedi.

Solis, Tekirdağ’da Tony Thompson ile WBC kıtalararası unvan maçına çıktı. Ben de o gecenin alt maçında hem federasyonu hem de Fenerbahçe’yi karşıma alarak ilk profesyonel maçımı yaptım. Ben tabii Solis yensin de Ahmet Öner bana yatırım yapsın diye bekliyorum. Kaybetti adam. Ahmet Öner’in yatırım boşa gitti. Ben de yıkıldım. Tam 10 ay boşta kaldım, maç yapmadım. Ama çalışmaya devam ettim. Bir gün Ahmet Öner’le karşılaştım, “Ne yapıyorsun?” dedi. Antrenmanlarımı sürdürüyordum ama durumum kötü, geleceğim de belirsizdi. Adana’da bir maç ayarladı. Çıktım kazandım. Gözüne girdim.

Ahmet Öner, Antalya’da Solis’e son kez yatırım yaptı. Tony Thompson ile rövanş maçı ayarladı. Ben o gecede de ringe çıktım. Ahmet Öner’in ve Solis’in son şansıydı ama Solis 8. rauntta maçtan çekildi. Bense o gece Beroshvili’yi yendim. Ahmet Öner’in ABD’li bir arkadaşı beni izlemiş. Ahmet Öner’e “Bu çocuk kim? ABD’li gibi dövüşüyor” diyerek beni övmüş. Ahmet Öner o gece, yoluna benimle devam etmek istediğini söyledi ama en baştan uyardı da; bunun meşakkatli bir yol olacağını söyledi. Kendisi de kötü durumdaydı. “Sorun yok” dedim. Böyle başladık. Sonra Almanya’ya gittik; dördüncü, beşinci derken altıncı maçımda Miami’de ringe çıktım.

Glen Johnson ve Walter Sequeira maçlarının sizi zorladığını biliyoruz. İkisinin de hafif ağır sıklet boksörü olduğunu hesaba katarsak, kendinizi süper orta sıklette daha iyi hissettiğinizi söyleyebilir miyiz?

Hafif ağır sıklette WBC şampiyonu Adonis Stevenson çok az maç yapıyordu. Ben alttan gelen bir boksör olarak, daha Andre Ward ve Sergey Kovalev gibi isimlerin beklediği bir ortamda kendimi gösteremeyebilirdim. O dönemde süper orta sıklette bir fırsat olduğunu fark ettik. Ben de onu iyi değerlendirdim. Herkesle dövüşebileceğimi söyledim ve kısa sürede WBC’de üçüncü sıraya çıktım.

Avni Yıldırım: Ben yumruk aldığımda, almamış gibi davranıyorum. Rakibime bunu hissettirmemeye çalışıyorum. (Foto: Mali Selışık)

Son iki yıldır standart bir profesyonel boksöre nazaran daha sık maç yapmanızdan dolayı temponuz da çok yüksekti. 2017’de kaç maç yapmayı planlıyorsunuz, aynı tempo devam edecek mi?

Callum Smith ve Anthony Dirrell arasında bir unvan koruma maçı yapılacak. Onun sonucuna göre bakacağız. Şampiyonun unvan koruma maçını hangi tarihte isteyeceği gibi detaylar var. Şimdilik beklemedeyiz.

Son dönemde, Dereck Chisora-Dillian Whyte gibi gerilimden beslenen ya da Tony Bellew-David Haye gibi rakiplerin birbirlerine mesajlar yolladığı rekabetlere şahit olduk. Siz ise kişisel olarak Vitali Klitschko ve Gennady Golovkin gibi daha sakin bir profil çiziyorsunuz. Bu tip bir sataşmaya nasıl bir tepki verirsiniz? Size oyuncak bebek ve topuklu ayakkabı hediye etmeye kalkan Schiller Hyppolite’e tepki göstermiştiniz mesela...

Hyppolite biraz haddini aşmıştı. Bu yüzden, hak ettiği şekilde bir tepki verdik. Normalde çok fazla konuşmuyorum. Zaten ringde dövüşeceğiz, kimin daha iyi olduğu ortaya çıkacak. En mantıklısı da bu bence. Vitali Klitschko’nun on yıl boyuncu koruduğu bir ağırlığı var mesela; Shannon Briggs sürekli konuştu ama Vitali en sonunda ringi öptürdü ona. Golovkin mesela; sürekli gülüyor ama ringe çıkınca rakibini ağlatıyor. Ben de Sivaslı Avni Yıldırım olarak, çizgimi bozmadan sakin kalmayı tercih ediyorum. Aksi bize yakışmaz zaten.

Ringde ağır yumruklar almak boksörler için kaçınılmaz bir durum. En iyiler dahi bu durumla karşılaşıyor. Örneğin Anthony Joshua, Dillian Whyte maçında sert bir yumruk aldığını ve o an dizleri üzerine düşebileceğini düşündüğünü söylemişti. Bir boksör, o beklenmedik yumruk sonrasında kendine ve rakibine karşı nasıl bir savaş verir?

Ben yumruk aldığımda, almamış gibi davranıyorum. Rakibime bunu hissettirmemeye çalışıyorum. Yorulduğum zaman bile yalandan bir sol direkt atıyorum. Halbuki ölmüşüm, o solun bir etkisi yok. Sineği bile öldürmez o.

Günümüzde ve tüm zamanlarda en beğendiğiniz boksörler kimler?

Bugünlerde, göze hoş gelen stiliyle Gennady Golovkin’i beğeniyorum. Danny Garcia’nın da sert vuruşları var. 50 maçta sadece iki yenilgisi olan Dariusz Michalczewski de örnek aldığım isimlerden biri.

Tekirdağ’da maçı izlenmeyen Avni Yıldırım’dan WBC’nin iki numarası Avni Yıldırım’a evrilen bir süreç yaşadınız. Hayatınız ve çevrenizdeki insanların size bakışları değişti. Bu konuda İbrahim Tatlıses’ten bir öğüt almışsınız sanırım, “Yükseldikçe küçülmelisin” demiş size. Bunu başarabilmek zor mu?

Bu tamamen insanın yetişme şekli, yapısı ve karakteriyle alakalı. David Haye, Vitali Klitschko gibi insanlar her şeyi kazanmalarına rağmen hâlâ saygın bir şekilde duruşlarını koruyorlar. Bunu gördüğümde, kendime çekidüzen vermem gerektiğini fark ettim. Gerçekçi bir insanımdır ben, düşüşü de yaşadım; 10 ay maç yapmadığım, herkesin bana sırtını döndüğü dönemlerden geçtim. Şanslıyım ki bu dönem, henüz kariyerimin başında yaşandı ve şimdi herkese ve her şeye daha dikkatli bakabiliyorum. Zaten şu sıralar çok az insanla görüşüyorum. Hedeflerime kilitlenmiş durumdayım.

Babanızla aranızı düzeltmeniz de bu sürecin bir parçası... Özel değilse sorunun ne olduğunu ve bunu nasıl çözdüğünüzü öğrenebilir miyiz?

Profesyonel olma kararını aldığımda, babam bana “Fenerbahçe’den ayrılma, düzenini bozma” demişti. Baba sonuçta... Oğlunun risk almasını istemiyor, garantici davranıyordu. Baktığında haklıydı da; o dönem hem kulüpteydim hem de milli takımla Avrupa şampiyonalarına gidiyordum, olimpiyata hazırlanıyordum. Ama ben farklı bir yol çizdim, hedefimi büyüttüm, bir çılgınlık yaptım. Federasyonu, kulübümü, hatta ailemi karşıma aldım ve profesyonel oldum. Ancak maç yapamayıp zor duruma düştüğüm 10 aylık bir süreç yaşayınca, ailemden de ister istemez “Neden düzenini bozdun, neden bu yolu seçtin?” diye tepkiler aldım. Ama efsaneler de böyle doğuyor işte...

O dönem babamla pek görüşmedim, psikolojik travma yaşıyordum. Dedim ya; sonuçta bir baba, oğlunun kötülüğünü istemez. Hatta o dönem için haklıydı belki. Ona karşı saygımı hiç kaybetmedim, anlayabiliyordum. Şimdi de aramız gayet iyi zaten.

Garantici bir babanın oğlu olarak hayli riskli bir meslek yapıyorsunuz. Boksör olmasaydınız hangi mesleği tercih ederdiniz?

İlköğretimde sekizinci sınıfa kadar 5.00 ortalamam vardı. Sonra boksa düştük. Boksör olmasaydım kamu yönetimi okumak isterdim. Kaymakam olmak gibi bir hayalim vardı. Hiçbir şey olamasaydım da babamın taksisinde çalışırdım.

Son bir sorumuz var... Zamanında zenginler, Türkiye’nin ilk profesyonel boksörü Garbis Zakaryan’ın maç biletlerini alır ve bayram sabahı çocuklara dağıtırmış. Çocuklar da uykuya yatmadan önce Garbis kazansın diye dua ederlermiş. Bu yüzden, “Garbis’in kolları sadece rakiplerini yere serecek kadar değil, tüm memleketi kucaklayacak kadar güçlüydü” derler. Bu size ne hissettiriyor?

Ben de Garbis Zakaryan gibi bir boksör olmak isterdim. Bu duygu parayla pulla satın alınabilecek bir şey değil. O çocukların yatmadan önce dua ettiklerini düşünürken bile ürperdim. Yapılan işin güzelliğini bu tip hikâyelerden sonra anlıyorsunuz zaten. Umarım bize de nasip olur.

*Bu röportaj, Socrates'in Mayıs 2017 sayısında yayımlanmıştır. Eski sayılarımıza buradan ulaşabilirsiniz.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
İnan ÖZDEMİR

FINAL FOUR GÜNLÜĞÜ: KORKU RUHU KEMİRİR

Final Four'da ilk güne Vassilis Spanoulis ve Ekpe Udoh damga vurdu. Cuma akşamından notlar...

İnan ÖZDEMİR

"SPANOULIS TAM BİR CESUR YÜREK"

Panagiotis Giannakis ile Olympiakos ve Spanoulis'i konuştuk.

İnan ÖZDEMİR

MANU'NUN YOLU

Manu Ginobili 39 yaşında ve hâlâ maç kazandıran hareketi yapmayı başarıyor.