Kupa Tarihinden 50 Unutulmaz An

5 dk

Hafızalara kazınan goller, sevinçler... Unutulmaz takımlar ve sahaya koydukları futbol... Efsane futbolcuların zafer ya da hayal kırıklığı hikâyeleri... Dünya Kupası'nın 50 unutulmaz ânını derlemeye çalıştık.

#45 YÜRÜDÜĞÜMÜZ O YOLLAR

Bob Dylan, 6 Haziran 1982’de, Joan Baez ile birlikte Pasadena’daki Rose Bowl Stadyumu’nda sahne aldı. Yedi şarkılık performansın son parçası, Blowin’ In The Wind’di... “Bir adamın aşması gereken ne kadar yol vardır, ona erkek dememiz için?” sözleriyle başlayan şarkının ilerleyen satırları, şu ifadeleri içeriyordu:

“Bir adamın kaç kulağı olmalı, insanların ağladığını duyabilmek için? / Bir adam kaç kez başını eğebilir, görmemiş gibi yapmak için? / Ve bir insan kaç yıl yaşayabilir, özgürlüğü elinden alınmışken? / Cevap, rüzgârda savruluyor...”

O günden 12 yıl sonra, 17 Temmuz 1994 günü yine Rose Bowl Stadyumu’nda, İtalya ve Brezilya, Dünya Kupası finalinde karşı karşıya geldi. 120 dakikanın sonunda gol sesi çıkmadı. Kazananı penaltı atışları belirleyecekti ve İtalya adına son penaltıda topun başına Roberto Baggio geçti. Gök Mavililerin kupa umudunun sürmesi için tek ihtimal vardı: Baggio’nun golü ve Brezilya’nın son penaltıyı kaçırması... Bu baskıyla beyaz noktaya doğru hareketlenen Baggio, topu Taffarel’in koruduğu kalenin üzerinden auta gönderdi...

Sanki o an, zaman durmuştu. Baggio adeta, şarkıda bahsedilen yolu aşamamış ve bir ‘erkek’ olamamıştı, iki kulağı İtalyanların ağlayışlarını duymaya yetiyordu, penaltıdan sonra Brezilyalıların sevincini görmemek için başını eğmişti... Yeniden özgür olmak için önünde kaç yıl olduğunu ise bilmiyordu. Öğrenecekti...

2002 yılında yayımladığı otobiyografisinde o günü ve o anı şu sözlerle anlattı:

“Penaltıcılar belirlenirken biraz gergindim ama sorumluluktan kaçamazdım. Penaltıları ancak sorumluluk alabilenler kaçırırdı ve ben de bu kez batırmıştım.

O güne dek başka penaltılar da kaçırmıştım ama hepsini kaleciler kurtarmıştı. Asla dışarı vurmamıştım. Bu yüzden, o gün Pasadena’da yaşadığım şeyin basit bir açıklamasının olmadığını anlamanız lazım. Topun başına gelirken kafam çok netti; Taffarel’in iki köşeden birine yatacağını bildiğim için topu bel hizasının biraz üstünden hafif ortaya gönderecektim. Top ayağımdan çıkarken bu mantıklı bir çıkarım gibi görünüyordu çünkü Taffarel tahmin ettiğim gibi soluna yatmıştı. Ancak... Vuruşum planladığım gibi gerçekleşmedi. Maalesef ve anlamadığım bir biçimde, top kalenin üstünden dışarı gitti. O penaltı, yıllar boyunca hayatıma etki etti. Kariyerimin en kötü ânı, şüphesiz. Hayatımdan tek bir ânı silebilecek olsam, mutlaka o penaltıyı silerdim.”

Budizm’in ‘Dört soylu gerçek’ öğretisindeki maddeler sırasıyla Dukkha, Samudaya, Nirodha ve Magga’dır. Bunlar yine sırasıyla şu gerçekleri temsil eder: “Yaşam ızdırap doludur”, “Her ızdırabın bir sebebi bulunmaktadır”, “Izdırap durdurulabilir” ve “Izdırapsızlığa giden bir yol vardır”.

Kendisi de bir Budist olan Roberto Baggio, o gün ızdırapla yüzleşti, kaçırdığı penaltı ızdırabının sebebiydi, bunu durdurmak içinse dört yıl beklemesi gerekti.

1998 Dünya Kupası gruplarında Şili ile İtalya karşı karşıya gelirken, maçın 84. dakikasına 2-1’lik Şili üstünlüğüyle girilmişti. O sırada İtalya bir penaltı kazandı. Herkes topun başına kimin geçeceğini merak ediyordu. Teknik direktör Cesare Maldini, Baggio’yu işaret etti. ‘Kutsal At Kuyruğu’ topu aldı, beyaz noktaya dikti, biraz gerildi ve hafif adımlarla gerçekleştirdiği koşunun ardından vuruşunu yaptı. Top, kaleci Tapia’nın sağından ağlarla buluştu... Baggio, ızdırabından kurtulmuştu.

Turnuva sonrasında Johnnie Walker, reklam yüzü olarak Roberto Baggio’yu seçti. 1994’te ABD’de kaçan bir penaltıyla başlayan reklam, 1998’de Fransa’da golle sonuçlanan bir diğer penaltıyla sona eriyordu. “Dört yıl boyunca, her gün o penaltıyı kaçırdım” diyordu Baggio en başta... Ve son sahnede, markanın “Keep walking” (Yürümeye devam et) sloganıyla gözden kayboluyordu.

Baggio nihayet, Blowin’ In The Wind’deki son sorunun cevaba ulaşmış, dört yıl sonra özgürlüğüne kavuşmuş ve dördüncü soylu gerçeği bulmuştu; gerçekten de ızdırapsızlığa giden bir yol vardı ve o rüzgârlı yolu yürümeye devam edecekti... / Onur Erdem

#44 EUSEBIO TEK SİZ HEPİNİZ!

Real Madrid’in 1950’lerin Avrupası’ndaki hegemonyasına son veren Benfica olmuştu. Bayrağı daha sonra İtalyanlar teslim aldı ve Milan ile Inter kıtanın zirvesine çıktı. 1966 Dünya Kupası’nın öncesinde Katenaçyo, sinir bozan işleyişi ile dünya futbolunun başaktörlerinden biriydi. Fakat İtalya’yı büyük bir hayal kırıklığı bekliyordu.

Grupta Şili’yi mağlup eden, SSCB’ye tek golle yenilen Gök Mavililer, son maçlarında Kuzey Kore ile karşılaştılar. Fena da başlamamışlardı ama kaptan Giacomo Bulgarelli’nin rakibine faul yaparken sakatlanması ve dönemin kurallarında oyuncu değişikliği olmaması nedeniyle 10 kişi kaldılar. Takımın yıldızlarından Sandro Mazzola, yıllar sonra o andan itibaren kaybetmekten korktuklarını itiraf edecekti. Kâbus, birkaç dakika sonra gerçeğe dönüştü. Kuzey Koreli Pak Doo-ik, İtalya ağlarını havalandırdı ve maç da o sonuçla noktalandı. İtalya, 1962’den sonra bir kez daha erken veda ediyordu. Kuzey Kore, çeyrek finalde dönemin bir diğer yükselen ekolü

Portekiz’in de yüreğini ağzına getirecekti. 25 dakika geride kaldığında 3-0 öndeydiler. Fakat iki dakika sonra sahneye, futbol tarihinin büyük efsanelerinden Eusebio çıkacaktı. Rakip fileleri havalandırdı, topu ağlardan çıkardı ve “Yeni başlıyoruz” dercesine santraya dikti. Gücü ve sürati ile Kuzey Kore savunmasını dağıtan Eusebio’nun dört golüyle Portekiz, sahadan 5-3 galip ayrılıp yarı final biletini alıyordu. Eusebio ise İngiltere’ye elenmelerine rağmen 9 golle turnuvanın gol kralı oluyordu. / İlhan Özgen

2010 Dünya Kupası'nın en çok tartışılan olaylarından biri de Vuvuzela'ydı...

2010 Dünya Kupası'nın en çok tartışılan olaylarından biri de Vuvuzela'ydı...

#43 VUVUZELA VE AHTAPOT PAUL

Güney Afrika’da düzenlenen 2010 Dünya Kupası’ndan akılda kalanları alt alta sıralamak istesek, herhâlde Ahtapot Paul ve vuvuzelanın üst sıralara yazılacağı konusunda herkes hemfikir olur. Özellikle de ahtapotun, yaptığı tahminlerle herkesi hayretler içerisinde bıraktığını tüm dünya hatırlar. Ahtapot Paul, bilindiği gibi asıl ününe 2010 Dünya Kupası’nda kavuşmuştu. Ancak ilk tahminlerini 2010’da değil Euro 2008’de, henüz beş aylıkken yine Almanya Milli Takımı için yapmış ve altı maçtan dördünü doğru tahmin etmişti. Sevimli ahtapot, aradan geçen iki yılda kendini geliştirmiş olacak ki 2010 Dünya Kupası’nda Almanya için yaptığı tahminler eksiksiz olarak doğru çıktı. Dünya Kupası, spor bahisçileri için kurak geçen yaz aylarını bir anlamda neşelendirirken Ahtapot Paul de yaptığı tahminlerle ona güvenenleri keyiflendirmişti. Kâhin ahtapot son olarak Almanya-İspanya maçında seçimini İspanya’dan yana kullanarak kendini final maçında da kanıtlamıştı.

Güney Afrika Milli Takımı ise aynı kupada oynadığı son maçta Fransa’yı yenerek rakibini grubun sonuna itse de kendisi üçüncü sırada kalmış ve gruptan çıkamayan ilk ev sahibi olarak tarihe geçmişti. Bu duruma dair elbette fazlaca sportif sebep sayabilirdik. Ancak Dünya Kupası’nı takip edenler, farklı bir ihtimali de göz önünde bulunduruyordu; bir türlü susmayan, devasa bir sivrisineğin sesini hatırlatan, seyir zevkini öldüren vuvuzelalar ve Güney Afrikalıların bu sebeple aldığı beddualar gibi... / Kaan Demirel

#42 ORTA ŞUT KARIŞIMI

1998 Dünya Kupası esnasında Ronaldo dünyanın en iyi futbolcusuydu ama bu, ülkesini şampiyon yapmaya yetmemişti. 2002 Dünya Kupası başlarken yıldız golcü tartışılıyordu. Sakatlıklar yüzünden sahalardan iki sezon uzak kalmıştı ve dönüşünü Dünya Kupası ile yapacaktı. Ronaldo hâlâ dünyanın en iyisi olduğunu kanıtlamak, Brezilya ise dört yıl önce kaybedilen finalin yaralarını sarmak için Uzakdoğu’ya geldi.

Cafu, Roberto Carlos, Rivaldo ve Ronaldo gibi yıldızlardan oluşan iskelet yerli yerindeydi. Yanlarına ise Lucio, Gilberto Silva ve Ronaldinho gibi yeni yüzler eklenmişti. Ronaldo’ya göre bu takım, 1970’tekinin ardından oluşmuş en iyi Brezilya’ydı. 'Fenomen' lakaplı golcü, “İstediğimiz zaman gol atabiliyor, istediğimiz rakibi de durdurabiliyorduk” şeklinde hatırladığı kadronun skor yükünü çeken isimdi. Rivaldo ve Ronaldinho gibi yaratıcı hücumcuların da yardımıyla, Seleçao kupaya yürümüştü.

Beşinci Dünya Kupası şampiyonluğuyla sonuçlanan turnuvanın Sambacılar adına en sembolleşen anı ise çeyrek finaldeki İngiltere maçında yaşandı. Skor 1-1’ken Ronaldinho sağ kanatta ve kaleyi düşünmenin pek ihtimal dâhilinde olmadığı bir frikikte topun başına geldi. Kaptan Cafu ona maçtan önce, rakip kaleci David Seaman’ın bu durumlarda kalesinden açıldığını söylemişti. Ronaldinho da bunu hatırladı ve topu şaşkın bakışlar arasında ağlara yolladı. İngiltere'nin yıldızı David Beckham ve takım arkadaşlarına göre bu, şans eseri kaleye yönelen kötü bir ortaydı. Golün sahibi ise bir miktar şanslı olduğunu kabul etse de şut çektiği iddiasından hiç vazgeçmedi... / Aras Yetiş

#41 FUTBOLUN BEŞİĞİ SALLANIYOR...

Cenaze arabası şoförü, postacı, bulaşıkçı, boyacı, öğretmen… Brezilya’da düzenlenen 1950 Dünya Kupası’nda Amerika Birleşik Devletleri’ni temsil eden amatör oyuncuların başka başka meslekleri vardı. Bu toplama takımın ikinci gruptaki rakipleri ise İngiltere, Şili ve İspanya gibi futbol ülkeleriydi. Özellikle de günün birinde 'Sir' unvanı alacak Stanley Matthews ve Tom Finney ikilisinin sürüklediği İngiltere sıkı bir şampiyonluk favorisiydi. Kupa yolunda kendilerine tanınan şans 1/500 olan ABD’liler, 3-1 yenilseler de fena oynamadıkları bir İspanya maçıyla turnuvaya girdiler.

İkinci rakip İngiltere’ydi ve ABD için orijinal plan, dünyanın en iyi oyuncularından bazılarıyla sahayı paylaşıp bundan keyif almaktı. Yine de William Jeffrey önderliğinde toplanan takımın inatçı bir yönü vardı. Güzel ve akıcı bir futbol oynayamayacaklarını biliyorlardı. Fakat savaşıp karşı tarafın işini zorlaştırabilirlerdi. Takımın orta sahadaki kalbi Walter Bahr, yıllar sonra The Guardian’a verdiği röportajda, “İngiltere ile 10 kez oynasak dokuzunu onlar kazanırdı” ifadesini kullanmıştı. O tek maçta ise şans yüzlerine gülecekti.

Gerçek mesleği öğretmenlik olan Bahr, İngiltere’yi şoke eden golün asistini yapan oyuncuydu. Topu Haiti asıllı forvet Joe Gaetjens’e ortalamış ve skorun tayinine birinci elden katkı vermişti. “Mükemmel maç, iyi oynayıp kazanmaktır. Biz sadece kazanmıştık” derken alçakgönüllülük etse de Bahr ve arkadaşlarının İngiltere zaferi hiçbir zaman hafızalardan silinmedi. / Uğur Ozan Sulak

Socrates Dergi