
Adaptasyon
12 dk
Adana, İstanbul ve Barselona... İnci Güçlü'nün basketbol kariyerindeki durakları bu şekilde. Yeni sezonda Barcelona forması giyecek milli oyuncuyla bir araya geldik.
Barcelona deyince ilk olarak aklınıza kimler geliyor? Lionel Messi ve Nikola Mirotic mi? Yeni sezonla birlikte bu isimlerin arasına İnci Güçlü de eklenecek. Milli oyuncuyla çocukluk anılarını, kariyer gelişimini, hedeflerini, pişmanlıklarını ve toplumsal sorunları konuştuk...
Kaseti en başa sarmak ve Adana günlerinden konuşmak istiyorum. Basketbolla tanışman ve BOTAŞ serüvenin nasıl başladı?
Esasında ben basketbola başlamadan evvel voleybol oynuyordum. Bilfen Koleji öğrencisiydim o zaman, boyum yaşıtlarıma nazaran uzundu tabii. Sonrasında antrenörlerim, boyumun da etkisiyle basketbola başlamamı önerdi. Ailemle bir araya geldiler, mini bir toplantı yapıldı o dönem basketbol üzerinden devam etmem için. BOTAŞ kariyerim de böylece başlamış oldu. Voleyboldan önce de farklı sporlarla ilgilendim aslında. Yüzme, bale, daha birçok spor… Ailemde profesyonel sporcu yok ama bir spor sevgisi, spor kültürü söz konusuydu. Bu da kendimi küçük yaşlardan itibaren sporun içinde bulmamı sağladı.
BOTAŞ'la 2013 Küçükler Türkiye Şampiyonası deneyiminden sonra Galatasaray'ın sana bir ilgisi olmuş. Sonrası da altyapı ve A takımda olmak üzere toplamda beş yıllık bir kariyer… O dönemi ve sonrasını anlatır mısın?
Galatasaray'da özellikle altyapı yıllarımı oldukça iyi şekilde anıyorum. Transferim gerçekleştiğinde normalde ilk iki sene forma giyemeyecektim lisansım çıkamadığı için, iki takım arasında anlaşmazlık yaşanmıştı. Galatasaray'la yalnızca antrenman yapabilecektim ki bu da benim en son isteyeceğim şeydi genç bir oyuncu olarak. Ancak neyse ki bu problem çözüldü ve lisansım altı ay sonra çıktı.
Dediğim gibi, benim için oldukça güzel yıllardı. Her şeyden önce gençler kategorisinde 18 yıl aranın ardından Galatasaray'a kupayı getirdik. Bunu hiç unutamam. Öte yandan iyi bir kadromuz vardı ve her sene şampiyonluk adayıydık. Benim o dönemde de rakiplerime göre ciddi bir boy avantajım olunca pota altında istediklerimi yapabiliyordum. "Kolay geçti" ifadesini dahi kullanabilirim.
A takımda da EuroLeague şampiyonluğunun yaşandığı 2013- 14 sezonundan sonra antrenmanlara çıkmaya başladım. Ekrem Abi'nin (Memnun), Nevriye Abla'nın (Yılmaz) olduğu dönemdi. Parkeye adım atma kısmında tecrübe edinemesem de basketbolun doğrularını bu dönemde öğrendim.
Galatasaray'da süre alamamanın Barcelona'nın teklifini kabul etmende etkisi oldu mu? Mutlaka bu kararın önemli bir kısmında konfor alanından çıkma ve yeni bir projeye dahil olma isteği vardır ama…
Elbette oldu. Neticede profesyonel bir sporcusunuz ve daha fazla süre almak istiyorsunuz. Etrafıma bakıyorum; yabancı oyuncuların gördüğü muamele, onların aldığı süreler, verilen sorumluluklar yerli oyunculara göre çok daha farklı. Ben de "Aynı muameleyi görmek istiyorsam neden ben de yabancı oyuncu olmayayım ki?" dedim. Zaten hep kafamın bir köşesinde yurtdışında oynama fikri vardı, menajerim Ceren Ateş'le de bu konuyu konuşmuştuk daha önce. Barcelona projesi bu açıdan tam istediğim gibiydi açıkçası. Türkiye'den birkaç takım da menajerimle iletişim kurmuştu ama onların ilgileri de ben Barcelona'ya imza attıktan sonra, bu haber tam medyaya düşmeden önce gerçekleşti. Dolayısıyla biraz geç kalmış oldular.
Barcelona nasıl bir planlama yapmış durumda? Önümüzdeki sezon ikinci ligde mücadele edeceksiniz, kadın basketbol şubesinin kısa vadedeki hedefleri ne? Senden ne bekliyorlar?
Onların esas olarak aradıkları, pota altını domine edebilecek bir pivottu. Skor üretebilecek, ribaund alabilecek… Beni uygun bulmuşlar o pozisyon için. Halihazırda hedef önce birinci lige çıkmak, sonrasında birinci ligde şampiyonluk yaşamak. Neticede Barcelona'nın erkek basketbol takımı EuroLeague'in en büyük bütçelerinden birine sahip. Kadın basketbol şubesi olarak da benzer bir başarı çizgisi yakalamak istiyorlar. İki yıllık imzalayan tek oyuncu şu anda benim, bu iki yıllık süreç bir takımın önünü görmek adına kısa olabilir ancak aranan kimyayı yakalamak için yeterli bir süre.
Mart 2018'de koç Cem Akdağ, blog'unda şunları yazmış: "Uzun zamandır bu kadar özel fiziğe sahip olan ve sahayı domine edebilen genç bir pivot görmemiştim. İnci oyunun genelini görebilen, ne zaman pas vereceğini ve şut atacağını bilen, çok özel bir pivot olmuş." Bu yorumları da göz önünde bulundurursak, ilerleyen süreçte hangi özelliklerini veya zaaflarını geliştirmeyi planlıyorsun? Barcelona seni projesinin liderlerinden biri olarak görüyor…
Öncelikle koç Cem Akdağ'a güzel sözleriyle alakalı teşekkür ederim. Pota altındaki birebir oyunum başta olmak üzere kendi yeteneklerimin ve avantajlarımın üzerine gideceğim zaten açık bir konu. Ancak sizin de dediğiniz gibi zaafları geliştirmek, oyunun farklı taraflarına da eğilmek gerekli. Özellikle şutumu geliştirmem bu noktada çok önemli çünkü bir oyuncu olarak farklı tehditler yaratmanız gerekiyor. Öte yandan İspanya'da basketbol temposu oldukça yüksek, oyuncular çok fazla koşuyor. Hızlı hücumu oynama, sahayı kat etme konusunda da kendimi geliştirmeyi planlıyorum bu süreçte.
Kadın basketbolunda pivotların önemine dair neler söylersin? Erkeklerde ölen mevki olarak görülmekte…
Bence bu durum koçun sizden istediği şeye göre değişir. Kimi koç oyunu hızlı oynamanızı, dripling yapmanızı ister. Kimi koç da tempoyu daha düşük tutar… İlk senaryoda ayakları daha çabuk, ikinci senaryoda ise daha ağır oyuncular gerekli görülebilir. Ancak bana kalırsa mühim olan tek bir oyuncu tipine sahip olmak değil; farklı koçların isteklerine ayak uydurabilmek, senden beklentilerini karşılayabilmek. Az önce de söylediğim gibi, İspanya'da hızlı oyun olduğu için benden de çabuk olmam beklenecektir ancak farklı bir ülkenin basketbolunda işler farklı işliyor. O yüzden bence kadın basketbolunda pivotu tek bir kalıba sığdırmak doğru olmaz. Benim de hedefim bu, her oyun planına adapte olabilecek bir oyuncuya dönüşmek.
"Kadın basketbolunda pivotu tek bir kalıba sığdırmak doğru olmaz. Hedefim her plana adapte olabilmek."
Nevriye Yılmaz da profesyonel kariyerine Galatasaray'da başlamış ve kısa sürede yurtdışına adım atmıştı. Aynı zamanda WNBA'de oynayan ilk Türk ki sen de önceki demeçlerinde günün birinde WNBA'de yer almak istediğini belirtmiştin. Nevriye Yılmaz ve WNBA hayalin üzerine neler söylersin?
Nevriye Abla benim gerçekten hayran olduğum bir insan. Onun basketbol kariyeri, kazandığı başarılar herkesin bildiği şeyler zaten ama ben antrenmanlardaki tutumuna, basketbol parkesinden çıkınca yaptıklarına da vakıf bir insanım. Gerçek bir profesyonel. Hayatında yaptığı hemen hemen her şey kendi sporuna, kariyerine yatırım niteliğindeydi. Aramızda yaklaşık yirmi yaş fark var ancak onunla iyi bir iletişimim vardı, gerek antrenman rutinleri gerekse kariyer planlaması konusunda bana çok nasihati oldu. Onunla spor salonuna gelip idman yapmamı isterdi. Benim için özel bir insan. Galatasaray'da oynama açısından bir tecrübe kazanamadım belki ama bu kazanımlar benim için çok değerli.
WNBA'e gelecek olursam, herkes gibi benim de hayalim orası. Kadın basketbolunun zirvesi neticede. Barcelona'da bu açıdan takımca göz önünde olacağımızı söyleyebilirim zira takımın başdanışmanı Edwige Lawson-Wade, Chicago Sky koçu James Wade'in eşi. Kimilerine göre WNBA yolunda bir basamak daha gerekli labilir ancak biz dünyanın en iyilerinin radarında olacağız. Bu açıdan Barcelona benim için iyi bir basamak.
Bambaşka bir ülke, yeni bir şehir, konfor alanının dışına çıkmak… Tüm bunlar gelişimin için şüphesiz ki elzem ancak gözünü korkuttuğu oluyor mu?
Dışarıdan bakınca böyle görünmesi çok normal ancak yurt dışında oynama ihtimalim ben lisedeyken belirmişti. O dönem UConn'da oynama imkânı elimdeydi, ABD'nin en iyi kolej programlarından biri sizin de bildiğiniz üzere. Ancak hem yaşımdan ötürü hem de gözüm korktuğundan o dönem gitmeme yönünde bir karar almıştım. Şimdi geriye dönüp baktığımda kariyerime dair tek büyük pişmanlığım bu diyebilirim. Bu pişmanlığımdan çıkardığım ders neticesinde de artık böyle şeylerden korkmuyorum.
Daha önce Barselona'ya gittin mi? Adana'yla iklim açısından benzerler, metropol olmasına rağmen aynı zamanda tatil kasabası gibi de…
Milli takımdayken gitme şansı bulmuştum ancak şehre bir de 'alıcı gözle' bakmak biraz daha farklı bir durum. Nerede ne yapılır, nerede yaşanır gibi şeylere baktım ancak önceliğim nerede vegan restoran olduğunu bulmaktı.
Profesyonel bir sporcu olarak vegan beslenmenin seni zorladığı oluyor mu?
İlk başlarda zorladı tabii ki ancak bu iş hem araştırmaya hem de deneme-yanılma yöntemine dayalı bence. Bir seneyi geride bıraktım. Artık zorlanmıyorum, daha da önemlisi vicdanım rahat. Vegan beslenmeye başlamadan önce yediklerime şimdi baktığımda kendi kendime "Bunu nasıl yiyormuşum?" diye soruyorum.
Bizler kedi-köpek seviyoruz, onlarla oynuyoruz. Peki besin kaynağı olarak kullandığımız hayvanlar? Bence onların bir farkı yok. Bu farkı kavramam da vegan beslenmeye geçişimde önemli bir rol oynadı. Zaten baktığınızda artık her besinin vegan versiyonu çıkmış durumda. Herkese tavsiye ederim.
ABD Kadın Milli Futbol Takımı eski teknik direktörü Jill Ellis "Hemen her alanda kadınlar, erkeklere nazaran ortalama yüzde yirmi daha az kazanıyor. Değişim için çalışmalıyız" diyor. Bu konuda sen neler söylemek istersin?
Dünyanın her alanında iyi gelir elde eden kurumlara, takımlara bakın. Hepsinin başarısı pazarlamadan geçiyor. Mesela Ekaterinburg. İyi kadroya sahipler, seyircileri var, takıma önemli bir bütçe ayrılıyor, en önemlisi bu takımın pazarlaması iyi yapılıyor. Eşit ücret meselesinde bence atlanan şey bu: Siz gereken önemi göstermezseniz elbette daha az para kazanırsınız, elbette sizi daha az kişi izler. Erkeklerin yer aldığı alanlar için ayrılan bütçeler, yapılan tanıtımlarla kadınların yer aldığı alanlar aynı seviyede olabilirse, halihazırda kadınlara sunulan imkânlar bir lütufmuş gibi gösterilmese zaten bu konuda denge yakalanacaktır. Günümüzde her şey reklamla alakalı neticede, bunun üzerine ne kadar düştüğünüzle ilgili.
Türkiye'de ise işe biraz daha acı taraftan bakmamız gerekiyor öncelikle. Şule Çet, Gülistan Doku, Aleyna Çakır ve ne yazık ki daha niceleri… Böyle hikâyeleri duyduğumuzda tüylerimiz diken diken oluyor. Ancak bunlar yeterince konuşulmayınca değişim zaten gerçekleşme yoluna girmiyor. Ben bu yaşananı beş kişiyle paylaşsam yarın altı kişi bu yolda yürürüz demektir. Fakat günümüz sporcularına bakıyorum, kimse toplumsal meseleler hakkında bir şeyler söylemiyor. Duyarsızız ve en önemlisi belli statüye sahip insanlarımız böyle durumlarda konuşmuyor. Elbette bu onların kararı ancak kendi açımdan baktığımda ben yaşananlara göz yumup sesimi çıkaramazsam vicdanen rahat edemem, gece rahat uyuyamam.