
Akıl Çağı
4 dk
Belçika belki 2018 Dünya Kupası'nı kazanamadı ama Rusya'dan dönüşte şampiyon gibi karşılandı. Bunda Roberto Martinez yönetiminde ortaya koydukları anlayışın payı büyük.
Bu Dünya Kupası’nda birkaç çok çok iyi antrenör performansına tanıklık ettik. İzleyicilerin önemli bir kısmıysa elbette daha ziyade oyunun negatifliğinden yakındılar ve Didier Deschamps’ın şampiyon takımından pek de hoşlanmadılar. Acaba milli takımlar düzeyinde, antrenörlerin ‘potansiyeli ortaya çıkarma’ becerilerinin farklı biçimler almak durumunda kaldığını unutuyor olabilir miyiz? Açıkçası, bunu hiç de iyi algılayamadığımızı düşünüyorum.
Oyuncu grubuyla sene içinde çok az süre çalışma fırsatı bulabilen milli takım antrenörlerinin hâliyle ‘en iyi futbol’ iddiasından başka dertleri oluyor. Grubun maksimum potansiyelini ortaya çıkarmak, kulüp takımından alıştığımız üzere teknik detaylarla değil, birtakım mental yönlerle daha ilişkili. Örneğin, Gareth Southgate ve Tite’nin histerik ulusları için üstlendikleri görev tam olarak böyle bir şeydi. Tite, bu Dünya Kupası’nda basın toplantılarındaki sakin ve etkileyici tavrıyla ünlendi. Oyuncuların korkunç bir baskı hissettiği Brezilya için doğru isimdi. Southgate ise ‘şımarık’ futbolcularıyla kurduğu ilişki her geçen turnuvada daha da kötüleşen İngiltere’de samimiyeti ve mütevazı kişiliğiyle olağanüstü sevildi. Pek de iyi futbol oynamadılar ama İngilizlerin 1996’dan bu yana sahiplendikleri ilk takım oldular (Acaba Türkiye’nin şu anda ihtiyacı olan da Southgate gibi birisi midir?)
Kısacası, oyuncu grubunu ve koca bir ulusu ikna edecek ‘fikri’ bulmak ve bu kaosu yönetebilme becerisi, benim için milli takım antrenörlerini değerlendirmedeki esas kıstası oluşturuyor. Jose Mourinho’nun dahi savunma yaptıramadığı Paul Pogba’dan disiplinli bir orta saha çıkaran Deschamps, her ne kadar dışarıdan olağanüstü kontrol altında ve sıkıcı görünen bir takım yaratmış olsa da sırf bu yüzden bile turnuvanın en iyilerinden biri. Fikrini kusursuzca uygulayan bir takım inşa etti; iki sene önceki hayal kırıklığının ardından birlikteliği daha da güçlenmiş, 2012’de devraldığı kaosla uzaktan yakından ilişkisi olmayan ‘gerçek’ bir takım. Belçika ise farklı bir fikre ihtiyaç duydu ve bu fikrin taşıyıcısı olarak yolları sürpriz bir şekilde Roberto Martinez’le kesişti.
Martinez, ilk basın toplantılarından birinde, takım kaptanının Eden Hazard mı olacağı sorusuna şu cevabı veriyor: “Bugün için evet, ama liderlik tüm takım içinde dağılmalı.” Her zaman için, oyuncuların sorumluluk almasını ve rakibe cüret göstermesini isteyen bir antrenör olmuştu. Çocukken izlemeyi en sevdiği futbolcu Emilio Butragueño’ydu; çünkü “Oyunu aklıyla olduğu kadar ‘küstahça’ da oynuyordu.” Küstahlık ya da kibir olarak çevirebileceğimiz ‘arrogance’, Martinez’in İngiltere’deki basın toplantılarında sıkça tercih ettiği bir söz. Bu anlayış ve korkusuzca kendi oyununu empoze etmeye tavrı, Belçika kadrosunun hisleriyle birebir uyuşacaktı.
Fransa çok yetenekli oyunculardan, Belçika ise çok yetenekli ve aynı zamanda çok da dominant karakterlerden oluşuyor. Örneğin Fransa’nın orta sahadaki yıldızı Pogba bir sosyal medya fenomeni ve dizginlenmesi gereken afacan bir çocuk olarak görülebilirken; Kevin de Bruyne, takım arkadaşlarını sertçe eleştirmekten çekinmeyen, inatçı, doğuştan bir yarışmacı. Chelsea’deki pek çok antrenörün gönderilmesine sebep olan ‘daha az konuşkan’ Hazard da öyle. Romelu Lukaku, The Players Tribune’deki yazısında ‘mental açıdan karşılaşabileceğimiz en güçlü oyuncu olduğunu’ iddia ediyor. Bu oyuncuların hiçbirisi geri adım atmak istemiyor. Brezilya’ya karşı oynarken Neymar’a önlem almayı değil, Neymar’ın arkasında oluşacak boşluğu kullanmayı hesaplamak istiyorlar.
Martinez’i bu kupanın en iyi antrenörlerinden biri yapan, taktik manevraları ve pozitif futbolundan da öte, ‘gücü’ oyuncu grubuna vermesi ve karşılığında harika bir geri dönüş alması oldu. Katalan hoca “Dünya Kupası gibi organizasyonlarda, liglerde olduğu gibi en iyi takım kazanmaz; fırsat geldiğinde bu fırsatı kullanmayı bilebilen kazanır” diyor. Bunun için de mental açıdan güçlü olmalı, bir an için kendinizden şüphe duymamalısınız. Belçika’nın altın jenerasyonu, bu hissiyatı ilk kez yaşadı. Geri döndüklerinde şampiyon gibi karşılanmaları bu yüzdendi. Martinez, bu jenerasyon için en büyük problemin onlara yol gösterecek bir öncül jenerasyonun yokluğu olduğunu söylemişti. İspanya’nın Euro 2008 öncesi yaşadığı türden bir problem. Belçika, şampiyon olamasa dahi, bu turnuvada belki de o denli büyük bir adım atmıştır.
