
Contador: “İspanya Turu daha heyecanlı olacak”
4 dk
Yol bisikletinde sezonun son Büyük Tur’u İspanya Bisiklet Turu’nun başlamasına çok az bir süre kala gözler Tadej Pogacar’a çevrildi. Kariyerinde kazanamadığı tek Büyük Tur’u kazanmak için Monako’da yer alacak olan Pogacar’ın olası İspanya Turu zaferini ve çok daha fazlasını Eurosport yorumcusu Alberto Contador’a sorduk.
Tadej Pogacar’ın İspanya Turu’na katılması sizce yarışın heyecanını azaltır mı?
Bence tam tersine, yarış açısından son derece olumlu. Elbette burada heyecandan ne anladığımıza bağlı bir durum var. Eğer heyecan, yarışı kimin kazanacağını bilmemekten kaynaklanıyorsa Tadej Pogacar’ın galibiyet ihtimalinin çok yüksek olduğu ve diğer bisikletçilere daha az alan bıraktığı doğru. Ancak seyir zevki açısından baktığımızda dünyanın en iyi bisikletçisinin yarışta olması çok değerli. Bence Pogacar’ın katılımıyla İspanya Turu daha heyecanlı ve daha eğlenceli olacak.
Üstelik yarış yalnızca genel klasmandan ibaret değil. Etap galibiyetleri için Wout van Aert ve Mads Pedersen gibi isimlerin vereceği mücadele de büyük bir seyir zevki yaratabilir. En iyi bisikletçileri mümkün olduğunca birbirleriyle yarışırken izleyebilmemiz gerektiğini düşünüyorum.
Kaza ve hastalık gibi ihtimalleri bir kenara bırakırsak Pogacar stratejik açıdan nasıl mağlup edilebilir? Rakiplerinin ona karşı güçlerini birleştirmesi mümkün mü?
Şu anda genel klasmanda Tadej Pogacar’ı yenebilecek bir bisikletçi göremiyorum. Bunun daha çok Pogacar’ın kendisine ve yarış sırasında herhangi bir sorun yaşayıp yaşamamasına bağlı olduğunu düşünüyorum.
Yine de hiçbir yarış kolay değildir. Televizyondan izlediğimizde ya da yarışın içinden baktığımızda ne kadar kolay görünürse görünsün, aslında hiçbir zaman kolay değildir. Ancak rakipler arasında kurulabilecek ittifaklara da inanmıyorum. Sonuçta herkes kendi sponsorunu, formasını ve takımını temsil ediyor. Bu nedenle Pogacar’a karşı ortak bir cephe kurulacağını düşünmüyorum.
Etaplarda ise durum farklı olabilir. Van Aert ve Pedersen gibi bisikletçiler bazı günlerde ona meydan okuyabilir ve çok güzel bir mücadele ortaya çıkarabilirler. Fakat yarışın geneli söz konusu olduğunda Pogacar’ın karşısına çıkabilecek bir isim göremiyorum.
Bazı sporcular yalnızca başarılı olmakla kalmıyor, kendi branşlarının standartlarını da değiştiriyor. Büyük bir sporcuyla bir dönüm noktası yaratan sporcu arasındaki fark nedir?
Birkaç yılda bir ortaya çıkarak bir dönemi tanımlayan ya da o güne kadar gördüklerimizden farklı bir dönüm noktasını temsil eden sporcular var.
Usain Bolt’u kendi döneminden bir örnek olarak gösterebiliriz. Bisiklette de Tadej Pogacar böyle bir isim. Sanırım bu biraz kuşaklarla ilgili. Sihirli bir değnekle dokunulmuş gibi görünen yetenekler birkaç yılda bir ortaya çıkıyor. Elbette bunun arkasında bizim göremediğimiz muazzam bir çalışma da bulunuyor. Ancak sonuçta bazı sporcular ortaya çıkıyor ve kendi branşlarının ölçülerini değiştiriyor.
Pogacar’ın ardından genel klasman ve podyum mücadelesinde hangi isimleri öne çıkarıyorsunuz? Felix Gall’i ikinciliğin en güçlü adayı olarak görüyor musunuz?
Felix Gall kesinlikle podyum adaylarından biri ancak onu Primoz Roglic’in önüne koymam. Roglic’in geçirdiği kazanın ardından yarışa hangi durumda geleceğini ve nasıl bir hazırlık yaptığını henüz bilmiyoruz. İyi bir sezon geçirmemiş olabilir fakat La Vuelta’yı daha önce dört kez kazanmış ve şimdi beşinci zaferini hedefleyen bir bisikletçiden söz ediyoruz. Bu yarışa kusursuz biçimde hazırlanmış olması muhtemel.
Joao Almeida da bu grubun içinde. Richard Carapaz’ın yarışa nasıl yaklaşacağını görmek gerekiyor. Genel klasmanı mı hedefleyecek, yoksa Fransa Bisiklet Turu’ndakine benzer bir strateji mi izleyecek, henüz bilmiyoruz. Özellikle Tour’un son haftasındaki olağanüstü performansından sonra ne ölçüde toparlandığı da önemli.
Cian Uijtdebroeks, Oscar Onley ve Felix Gall de hesaba katılması gereken isimler. Pogacar’ın ardından güçlü bir bisikletçi grubu var ancak bunlardan birini diğerlerinin açık biçimde önüne koymak zor. Benim yarışın sürpriz ismi için tercihim ise Oscar Onley olur.
La Vuelta’yı üç kez kazandınız. Bu yarışı kazanmak Tour veya Giro’yu kazanmaktan hangi yönleriyle ayrılıyor?
La Vuelta’nın olumlu taraflarından biri, genel olarak diğer büyük turlara kıyasla kontrol edilmesinin biraz daha kolay olması. Hava koşulları da çoğu zaman daha elverişli ve özellikle Giro’yla karşılaştırıldığında yarış üzerinde daha az etkili oluyor.
Peloton içindeki gerilim de daha düşük. Elbette her yarışta olduğu gibi La Vuelta’da da kazalar yaşanıyor. Ancak Giro’da hava koşulları, Tour’da ise özellikle yüksek gerilim nedeniyle bu sorunlar daha belirgin hale geliyor. La Vuelta bu açılardan genellikle biraz daha az problemli.
Zihinsel ve taktiksel açıdan ise diğer büyük turlardan tamamen farklı olduğunu söyleyemem. Sonuçta yine üç hafta boyunca, her gün yarışıyorsunuz. Dağ etapları, kraliçe etap sayılabilecek eaplar, zamana karşılar ve birbirinden farklı sınavlarla karşılaşıyorsunuz. Zihninizi bütün bu taleplere hazırlamanız gerekiyor.
Belki Tour’a kıyasla biraz daha az baskıyla yarışıyorsunuz. Tour’un sponsorlar üzerindeki etkisi ve etrafındaki ilgi çok daha büyük. Fakat temel gereklilikler açısından büyük bir değişiklik yok.
La Vuelta, üç büyük tur içinde tırmanışçıları en fazla öne çıkaran yarış. Bu eğilimin son yıllarda daha da güçlendiğini düşünüyor musunuz?
On ila on iki yokuş finişinin bulunduğu bir La Vuelta’da yarıştığımı hatırlıyorum. O zaman her gün mücadeleye hazır olmamız gerektiğini düşünüyorduk çünkü neredeyse her etapta fark yaratmak için bir fırsat bulunuyordu.
La Vuelta zaten her zaman en fazla yokuş finişine sahip Büyük Tur olmasıyla öne çıktı. Etapların toplam irtifa kazanımı bakımından mutlaka en zoru olmayabilir ama daha fazla tırmanış ve yokuş yukarı bölüm içeriyor. Bu tırmanışlar da çoğu zaman biraz daha uzun oluyor. Ben bu yarış formülünü seviyorum.

Lorenzo Fortunato’yu La Vuelta’nın dağlar klasmanı için ciddi bir aday olarak görüyor musunuz?
Evet, kesinlikle adaylardan biri. Daha önce de söylediğim gibi La Vuelta, diğer yarışlara göre gerilimin daha düşük olduğu ve peloton içinde pozisyon almanın nispeten kolaylaşabildiği bir yarış. Bunun Fortunato’nun lehine olabileceğini düşünüyorum.
Onun sürekli geliştiğini ve her sezon ileriye doğru yeni adımlar attığını gördük. Kalitesini de önüne çıkan fırsatlarda gösterdi. Elbette dağlar klasmanındaki rakiplerinin kimler olacağını görmemiz gerekecek ancak bu mayoyu kazanabilecek kapasiteye sahip olduğunu açıkça söyleyebilirim.
Sizden sonra bir İspanyol bisikletçi La Vuelta’yı hâlâ kazanamadı. İspanya sizce yeni bir şampiyonluğu ne zaman ve hangi bisikletçiyle kutlayabilir?
Bisikletçilerin gelişimlerini nasıl sürdüreceklerini görmemiz gerekiyor. Kısa vadede Juan Ayuso ve Carlos Rodriguez’le bazı seçeneklerimiz olabilir. Sonrasında ise genç bisikletçilerin nasıl olgunlaşacağını bekleyip görmek gerekecek. Ancak yakın gelecek için en güçlü iki seçenek bu isimler gibi görünüyor.
Bu yılki podyum mücadelesinde ise Enric Mas’ın şansı olabilir. Carlos Rodriguez ile Mikel Landa’nın yarışta olup olmayacağını bilmiyorum. Mas, La Vuelta’da daha önce birkaç kez podyuma çıktı ve yarışı çok iyi tanıyor. Eski seviyesine yeniden ulaşabilirse podyum mücadelesinin içinde yer alabilir.
2012’de Fuente De’de yaptığınıza benzer bir atağı günümüz bisikletinde yeniden görebilir miyiz?
Bence görebiliriz. Şu anda bisiklet açısından çok heyecan verici bir dönemden geçiyoruz. Bisikletçilerin cesur davrandığı ve her şeyin son kilometrede yapılan tek bir atakla belirlenmediği bir yarış anlayışı izliyoruz.
Büyük bir bisikletçi başka seçeneğinin kalmadığını gördüğünde, imkânsız görünen bir şeyi denemek isteyebilir. Ben de Fuente De’de bunu yaptım. Dolayısıyla benzer bir atağın yeniden gerçekleşebileceğine inanıyorum.
La Vuelta, Tour’un ardından büyük turlar hiyerarşisinde Giro’nun önüne geçti mi?
Katılım kalitesi açısından evet. La Vuelta’nın takvimde stratejik bakımdan Giro’dan daha iyi bir konumda olduğunu düşünüyorum.
Giro ve Tour’a aynı sezonda ikisini de kazanma hedefiyle katılmanın ne kadar zor olduğunu biliyoruz. Gerçi bu durum Pogacar için sorun olmadı. Vingegaard açısından da Giro’ya katılıp katılmamasının, karşısında Tadej Pogacar varken Tour’un sonucunu ne ölçüde değiştireceği tartışılabilir.
Giro’nun sezonun erken bölümünde düzenlenmesi katılımı etkiliyor. La Vuelta ise çoğu zaman daha geniş ya da daha yüksek kaliteli bir bisikletçi grubuna sahip oluyor. Bu da yarışın profiline ve ulaştığı kitleye ciddi katkı sağlıyor. Bu açıdan La Vuelta’nın avantajlı olduğunu düşünüyorum.
INEOS Grenadiers, kendi standartlarına göre oldukça kötü bir Tour geçirdi ve etap galibiyeti alamadı. La Vuelta’da onlardan nasıl bir reaksiyon bekliyorsunuz? Sorun yalnızca lider eksikliği mi, yoksa takımın rekabetçi kimliğiyle ilgili daha derin bir mesele mi var?
La Vuelta’da çok büyük bir değişim göreceğimizi düşünüyorum. Sonuçta INEOS son derece güçlü, bünyesinde çok kaliteli bisikletçiler barındıran ve büyük yatırımlar yapan bir takım. Bu nedenle her yarışın başrol oyuncularından biri olmak zorunda.
Tour’da yaşananlardan gerekli dersleri çıkardıklarını, durum değerlendirmesini yaptıklarını ve La Vuelta’ya kendilerinden beklenen seviyede rekabet edebilmek için mümkün olan en iyi şekilde hazırlanmaya çalıştıklarını düşünüyorum.
Nairo Quintana, La Vuelta zaferinin onuncu yılında büyük turlara bu yarışla veda edebilirdi. Movistar’ın ona bu fırsatı tanımama kararını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu tamamen takımın kendi kararı. Nairo’nun mevcut seviyesinin La Vuelta kadrosuna alınan takım arkadaşlarıyla karşılaştırıldığında nasıl olduğunu bilmiyorum.
Ancak Nairo’nun bisiklet tarihinin bir parçası olduğu çok açık. Aynı zamanda Movistar’ın tarihinde önemli bir yere sahip ve takıma çok şey kazandırdı. Açıkçası ben onun La Vuelta’da yer alacağını düşünüyordum. Fakat hem mevcut seviyesini hem de takımın bu kararı hangi ölçütlere dayanarak verdiğini bilmiyorum.
Son olarak, La Vuelta’da genel klasman mücadelesi veren bisikletçiler Dünya Şampiyonası’na yeterince iyi durumda gidebilir mi?
Bence evet. İkisini bir arada yürütmek tamamen mümkün. Dünya Şampiyonası parkurunu Eurosport için sürerek inceleme fırsatı da buldum. Parkurun Tadej Pogacar’ın özelliklerine kusursuz biçimde uyduğunu düşünüyorum.