Azim

14 dk

Artistik jimnastik son yıllarda Türkiye'nin en başarılı olduğu spor dallarından biri. Biz de bu değişimin önde gelen kahramanlarından Ahmet Önder'le konuştuk.

Türkiye doksanlı yıllarda Murat Canbaş ve Suat Çelen ile artistik jimnastikte olimpiyat oyunlarına gitmeye heveslense de özellikle 1993 Dünya Gençler Şampiyonu Canbaş'ın trajik ölümü bu rüyayı ertelemişti. Yıllar sonra 2012 Londra'da Göksu Üçtaş ile gerçekleşen bu hayal, 2016 Rio'da Tutya Yılmaz ve Ferhat Arıcan ile yeni bir seviyeye taşınmıştı. Dört sporcuyla gidilecek olan 2020 Tokyo'daysa hedef madalyaydı. Ancak olimpiyat oyunlarının koronavirüs nedeniyle gelecek yıla ertelenmesi umutları bir süreliğine erteledi. Ahmet Önder, hayallerini seneye bırakmak zorunda kalan o umutlardan biri. Bu süreçte onu -elbette- evinde yakaladık ve telefonda sohbet ettik.

Mart ayında koronavirüs yayılırken Azerbaycan'da Dünya Kupası'na gittin. Nasıl bir psikolojiyle yarıştın orada?

Aslında şaşırmıştık zira iptal olacağını düşünüyorduk. Ama bir yandan da çoktan oraya gittiğimiz için yarışmaya konsantre olduk. Tabii haberler geliyordu. Dünya genelinde bazı sporcuların testi pozitif çıkmıştı. Yanımızda dezenfektan ve maske vardı. Diğer ülke sporcularına temas etmemeye çok dikkat ettik. Antrenörlerimizle de birbirimize yaklaşmamaya özen gösterdik. Dönüp karantina sürecine girdik sonra da...

O süreçte 2020 Tokyo ertelendi. Nasıl etkiledi seni bu karar?

Erteleme, önceki bir ay boyunca da gündemdeydi ama kesin karar açıklandıktan sonra ister istemez moral bozukluğu yaşadık. Biz diye konuşuyorum, tüm olimpik sporcuları ilgilendiriyor diye. Nasıl bozulmasın moralimiz, dört yıldır hayaller kurmuşuz. Fakat şimdilik bize düşen dünya vatandaşı olarak sadece kendimizi, ailemizi, ülkemizi değil; yeryüzünü paylaştığımız herkesi düşünerek mümkün olduğunca evde kalmak, bilimin ışığında hareket etmek ve kurallara uygun yaşamak. Bu süreç bittiğinde planımızı yapıp en hazır şekilde olimpiyatlara gideceğimizden hiç şüphemiz yok.

Pozitif bir açıdan bakıp şunu diyebilirim, fazladan bir yıl daha çalışma ve gelişme şansımız var. Zaten bir süredir de evde esneklik, kuvvet, dayanıklılık üzerinde durduğum antrenmanlar yapıyorum. Tabii ki bunlar antrenmanlara geri döndüğünüzde en azından vücudunuzun biraz daha hazır şekilde başlaması için…

Biraz geçmişe gidelim istersen… Türkiye'de artistik jimnastikte son dönemde bir yükseliş var. Sen nasıl bu parlak jenerasyonun bir parçası oldun?

İzmir'in Kemalpaşa ilçesinde, Yukarıkızılca köyünde yaşıyorduk. Hiperaktif bir çocuktum; evde takla atan, amuda kalkan cinsten... Halamın evi de Bornova Spor Salonu'nun yakınındaydı. Temmuz 2003'te halamın kızının tavsiyesi üzerine beni o salonda jimnastik branşına yazdırdılar. Köyden antrenmanlara gelip gidiyordum. 60 kilometrelik bir yoldu. Aslında biraz geç bir şekilde, sekiz yaşında başlamış oldum. Kısa süre sonra da antrenörüm Yılmaz Göktekin'in desteğiyle birlikte Türkiye şampiyonlukları, milli takıma seçilme gibi başarılar geldi. Antrenörlerim bendeki potansiyeli fark etmiş olmalılar ki diğerlerine yetişebilmem adına özel olarak ilgilenip günde üç antrenman yaptırdılar. Kolay değildi ama jimnastiği çok sevdiğim için yılmadım.

Şavkar Jimnastik Spor Kulübü'ydü değil mi o okul?

Evet. Yılmaz Göktekin ve İsmail Göktekin ile bu yolculukta hep beraberdik. 2004 yılında Almanya'ya bir kampa götürmüşlerdi. O zaman da 2004 Atina Olimpiyat Oyunları vardı ve televizyonlarda gösteriliyordu. Ekranda çok sevdiğim Hiroyuki Tomita'yı görünce "Bir gün onun yerinde olmak istiyorum" demiştim. Çünkü ben de ilk günden beri onu örnek alarak jimnastik antrenmanlarına gittim, yarışmalara katıldım. Şimdi hakemlik yapan Tomita ile her gittiğim yarışmada fotoğraf çektiriyorum. Çok mutluyum.

Peki artistik jimnastik kariyerin içerisinde paralelde nasıl uzmanlaştın?

Ben her zaman altı aletin hepsinin kullanıldığı genel tasnifte madalya almak istedim. Bazı jimnastikçiler vardır, bir alette çok iyidir ama diğerlerini yapamaz. Genel tasnif branşında iyi olmak için her alette ortalamanın üzerinde bir performans göstermeniz gerekiyor. Ben altı aletin altısını da severek yapıyorum. Hatta 2017'de genel tasnifte dünya dokuzuncusu oldum. Dünyada bu kategoride ilk 10'a giren ilk Türk sporcuydum. Bu branş beni her zaman kendine çekti. Mesela 2018 Dünya Şampiyonası'nda yer aletinde finale kaldım. Daha önce iki şampiyonada barfikste madalya aldım. Neticede altı alette de iyi olmam benim için avantaj. Birinde hata yaparsam başka bir alette finale kalabiliyorum. Hatalarımı telafi edebilmem söz konusu. En iyi olduğum alet paralel, en sevdiğimse barfiks. Çünkü havada uçuyorsun, tutuyorsun… Farklı bir heyecanı var. Hissiyatını seviyorum.

Dünya ikincisi olduğun seriye başlamadan önce neler düşünüyordun?

Gerçekten şimdi bile tüylerim diken diken oluyor. Bizim zaten bu iki madalyanın sinyallerini daha önceden verdiğimize inanıyorum. 2019 Dünya Şampiyonası'ndan önce İbrahim (Çolak) ile birlikte Avrupa ve Üniversite Oyunları'nda madalya kazanmıştık. Kendinizi kanıtlamış olmanız hakem puanlarını bile pozitif yönde etkiliyor. Takım yarışı da çok önemliydi. Olimpiyata ilk kez takım olarak gitme hayalimiz vardı. Çok hazır bir şekilde dünya şampiyonasına gittik. Fakat sadece jimnastikte değil her sporda var bu, ufak hatalarla başarısız olabiliyorsunuz. Çok üzüldük hedefimize ulaşamayınca. Ardından takım paralelde finale kaldığımı öğrendim. Bireyselde de kaybedecek bir şeyim yoktu. Özgüvenim yüksekti ve zihinsel olarak rahattım. Tabii ki dünya şampiyonası müthiş bir atmosfere sahip, heyecanlıyım ama "Oraya çıkıp en iyisini yapacağım" dedim. Özgüvenimin bir diğer sebebi de şuydu; antrenmanlarda paralel aletinde hata yapma oranım artık o kadar azalmıştı ki ısınmadan bile yapabilecek hazırlıkta gelmiştim. Stres yoktu ama tatlı bir heyecan vardı. İbrahim Çolak halkada altın almıştı, ben de paralelde dünya ikincisi oldum... Tarihte bir ilk. Muazzam bir heyecan ve gurur.

Paralel bardan yere indin. 14.983 puan aldın ve dünya ikincisi olduğunu öğrendin. Sosyal medya çağındayız, her yerde ismin yankılandı. Nasıl bir etkileşim oldu?

Zaten hareketleri yaptım, yere indim, büyük bir sevinç yaşadım. Tribünde de bizi destekleyen sporcular, federasyon yetkilileri vardı. Puanlara baktığınızda orada zorluk derecesi olarak en düşük başlangıçta olan seri benimki... En az kesinti yapan sporcu da bendim. Mükemmele yakın performans sergiledim. Madalya alamasaydım bile mutlu olurdum çünkü ben yapabileceğimin en iyisini yapmıştım. Bu tatmin bana yeterdi zaten. Hocama sarıldım ve "Bu sefer oldu galiba" dedim. Koltuğa oturdum, puanımı bekledim. Joe Fraser dünya şampiyonu oldu. Onunla aramda da 0.017 gibi çok küçük bir fark vardı. Ama birçok insan yarışmadan sonra bana "Sen hak ediyordun, senin serin daha iyiydi" gibi yorumlar yaptı. Ne olursa olsun, dünya ikincisi olduğum için çok mutluydum.

Gece, oda arkadaşım Yunus Emre Gündoğdu da ben de uyuyamadık. Mesajlara bakıyoruz, inanamıyoruz. O da "Oğlum sen dünya ikincisi oldun" falan diyerek beni inandırmaya çalışıyor. Çok komik anlar yaşadık. Sabah ülkeye döndüğümüzde inanılmaz bir karşılama vardı. Artık bir kafeye oturduğumda ya da yolda yürürken insanlar "Aa bu çocuk dünya ikincisi değil miydi?" gibi tepkiler veriyor. Bu da mutlu ediyor.

Aynı alette seninle beraber yarışan bir de Ferhat Arıcan vardı. O da beşinci oldu. Bir iç rekabetiniz var mı?

Takım arkadaşıyız ve aynı zamanda rakibiz. Bunun bizi iyi yönde etkilediğine inanıyorum. Halkapınar'daki salonun açılmasıyla birlikte, yaklaşık dört-beş yıldır milli takım sporcuları olarak birlikte çalışıyoruz. Bu da jimnastikteki yükselişimizin nedenlerinden biri. Bu tatlı rekabet bizi birkaç seviye yukarı taşıdı. Bir baktık artık dünyanın en iyileri ile yarışacak seviyeye gelmişiz. Biraz fazla mı beklenti içerisindeyiz diye de düşündük açıkçası çünkü onun dünya beşinciliğine sevinmek gerekirken biz üzülüyoruz. Takımca hangi seviyede olduğumuz buradan da anlaşılabilir.

Başka neler etkili oldu sence artistik jimnastiğin yükselişinde?

Federasyon başkanımız Suat Çelen'in büyük tkisi var. O da eski profesyonel bir artistik jimnastikçi olduğu için bakış açısı farklı. Biz dört-beş yıl önce olimpiyata gitme hayali kurduk ve çalışmaya başladık. Bakanlığımızın bizi desteklemesi de çok önemliydi. Öğle yemeklerimiz bile spor salonuna geliyor. Sağlıklı besleniyoruz. Masör istedik, fizyoterapist istedik, hepsi geldi. Ortam sağlandı, yetenekli bir jenerasyon yakaladık. Başarının gelmemesi işten bile değil böyle bir durumda.

Tarihte ilk kez dört kişi ile gidiliyor olimpiyata. Nazlı Savranbaşı, Ferhat, İbrahim ve sen. Bunu nasıl değerlendiriyorsun?

2012'de olimpiyata tek kişi gidiyorken 2016'da bu sayı ikiye çıktı, 2020'de ise dörde. Tabii ki sistemli bir çalışmanın sonucu. İnanıyorum ki sonraki olimpiyatlara erkek ve kadın takımları olarak beraber gideceğiz. Atılan bu temeller sonuç vermeye devam edecek. Federasyonumuz jimnastiği 81 şehre yaydı, olimpik merkezler kuruldu. Daha büyük bir sporcu havuzu, daha fazla başarı demek.

Okul ve sporu birlikte götürmek zordur Türkiye'de ama sen üniversiteden mezun oldun...

Ege Üniversitesi'nden mezun oldum ve artık beden eğitimi öğretmeniyim. Hatta atamam da yapıldı. En başından beri eğitim hayatımda bir fedakârlık vardı. Mesela ilkokulda son iki dersten izin alıp antrenmanlara gidiyordum. Daha sonra özel okuldan burs teklifi aldım. ift antrenmana gittiğim için okuldaki derslerim aksamasın diye öğretmenlerim bana okul sonrasında ders veriyorlardı. Ya da hafta sonu çalışıyorduk. Günde altı-yedi saat antrenman yaptığınızı düşünün, hem eğitim hayatınızı götürmek hem de jimnastikte başarılı olmak ayrı bir zorluk. Ama yine de jimnastiğin bana kattığı disiplinin faydası olduğunu düşünüyorum.

Antrenman rutinin nasıl?

Günde iki antrenman yapıyoruz. Sabah üç saat, akşam üç saat. Bir programımız olur hep, hangi hareketleri yapacağımız bellidir. Kısa veya uzun. Belki de sen o gün yedi değil dokuz saatte de bitirebilirsin o programı. Her gün altı alette de çalışıyorum. Aletlerde de her hareketin bir zorluğu var. Bunları biz on hareket olarak yapıyoruz. Yapılışlarına da seri diyoruz. Bu serilerde kendi yeteneğimize uygun hareketleri antrenörlerimizle birlikte seçerek oluşturuyoruz. Bu on hareketin zorluk derecesi de oluyor. Dolayısıyla her zaman kendimizi geliştirmeye çalışıyoruz. Kuvvetlendikçe daha zor hareketler denemeye sonra onları seriye eklemeye çalışıyoruz. Olimpiyata kadar serimi çok daha zor hale getireceğiz.

Jimnastik giderek talepkâr hale geldi. Peki bu süreçte sporcu ömrü değişti mi?

Jimnastikte bırakma yaşı diye bir şey yok ama 28 yaşından sonra performans düşüklüğü yaşanabiliyor. Zor bir branş ve bedeniniz bazı şeyleri kaldıramayabiliyor. Kaldırsa da aynı seviyede kalıyorsun ama jimnastik ilerliyor, sen yetişemiyorsun. Bu da psikolojik olarak etkiliyor ve bırakman gerektiğini hissediyorsun. Bizim takımda Ümit Şamiloğlu ağabeyimiz kırk yaşında ama hâlâ jimnastik yapıyor.

Kadın ve erkek jimnastiği için de artık spor başka yöne gidiyor. Çok zor, yapılması daha fazla kuvvet isteyen bir jimnastiğe doğru gidiyoruz. Çok ekstrem hareketler yapan sporcular çıkıyor karşımıza. Ama jimnastiğin temelinde her zaman estetik olmak ve seyir zevki yaşatmak yatıyor. Kurallar da bu yönde revize ediliyor. Simone Biles farklı bir örnek tabii ki. O her şeyi yapıyor ve kurallar bile onun önünü kesemiyor. Ama kadın ve erkek dallarında yaptığın hareketin en iyisini sergilemek yatıyor jimnastiğin doğasında.

Fakat genel olarak jimnastik gelişiyor ve on sene öncesine göre arada büyük farklar var. Ben bunu şuna bağlıyorum: Teknoloji gelişiyor. Antrenman imkânları gelişiyor, spor bilimi ilerliyor. Dolayısıyla yaptığımız spora da bunların hepsi katkı sağlıyor.

Sizin gibi başarılı bir jenerasyonun yeni nesillere etkisi olacaktır. Bir çocuğa jimnastiği neden önerirsin?

Koordinasyon, esneklik, kuvvet, dayanıklılık; bütün yetileri içeren bir branş. Biz parmak ucundan ellerimize kadar tüm kas gruplarını çalıştırıyoruz. Küçük çocuklara koordinasyon, esneklik gibi özellikleri sağladığında çocuk hem spor hayatına hem de kendi yaşamına daha güvenli bir şekilde hazırlanıyor. Aynı zamanda jimnastik her ne kadar bireysel gibi görünse de antrenman içinde en az beş, altı sporcuyla çalışıyorsunuz. Takım arkadaşlarınla kurulan ilişkiler sosyal hayata da yansıyor.

Zihinsel olarak da zorlayıcı bir spor. Hiç psikolojik olarak devam etmekte zorlandığını hissettin mi?

Hissettim, evet. Arada motivasyonunuzu kaybedebiliyorsunuz. Ama ben yaşadığım tüm olumsuzluklardan hep güçlü şekilde döndüm. Sakatlandım, jimnastiği bırak dedi doktorlar ama antrenörümüzle planımızı yapıp bu sakatlığı nasıl atlatabiliriz onu düşündük. İnandığım için olumsuzlukları göz ardı ettim. Kötü şeyler tabii ki olacak. Önemli olan o süreçten sonra nasıl daha iyi geri döneceğinizi bulmak. Belimden sakatlandıktan bir yıl sonra Avrupa Gençlik Olimpiyatı'nda paralelde ülkeme bronz madalya kazandırdım. Çok azimli ve istekli bir sporcu olduğum için pes etmeyi hiç düşünmedim. 2017'de Melbourne Dünya Kupası'nda paralelde yarışırken el tarak kemiğim kırıldı. Ben pes edip paralel aletine küsmüş olsaydım bugün bu başarıları kazanamayacaktım. Ama bu sakatlık beni daha ileri götürecek diye düşündüm. Azimliyimdir. Yılmam kolayca. Maalesef bu konuda emeği olan babamı 11 yaşımda kaybetmiştim. Zaten ileride olimpiyat madalyasını da onun için alacağım.

Socrates Dergi