Bahçıvan

4 dk

'Miras' ana konulu 37'nci sayımızın girişinde Caner Eler'in kaleminden NBA'in en büyük sembollerinden Kareem Abdul-Jabbar yer alıyor.

37. Sayı Edito Görsel

“Otları sadece biçen bir adamla, gerçek bir bahçıvan arasındaki fark dokunuştadır. Otları biçen bir adam orada hiç bulunmamış gibidir fakat bahçıvan ömür boyu oradadır.” -Ray Bradbury / Fahrenheit 451

Muhammed Ali, 1967’de Vietnam Savaşı’na karşı tepkisini dile getirmiş ve savaşa katılmayı reddettiği için ağır sıklet dünya şampiyonluğu elinden alınmıştı. Lisansı elinden alınıp boks maçlarından da men edilen Ali’ye destek için siyah hakları adına Cleveland’da büyük bir toplantı düzenlenmişti. Ali’ye bu konuda destek olma amacıyla toplantıya çağrılan Bill Russell, Jim Brown gibi yaşayan siyah spor efsaneleri arasında 20 yaşındaki genç kolej basketbolu yıldızı Ferdinand Lewis Alcindor Jr. da vardı. Ali, Russell gibi isimler onun için birer idol ve mentor gibiydi. Orada olmak onun için önemliydi. Malcolm X ve Martin Luther King Jr. gibi siyah hakları savunucuları onun en etkilendiği isimlerdi.

1964’te 17 yaşındayken büyüdüğü Harlem’de siyahların sahip olduğu bir gazete için yaz stajı yaparken Dr. King ile bir röportaj yapma şansı bulmuştu. Yazar olmak belki de en büyük isteklerinden biriydi. Ancak bunun için beklemesi gerekecekti. Zira daha 16 yaşındayken ülkenin en yetenekli ve meşhur lise basketbolu yıldızıydı.

Lew orta sınıfa mensup ailesinin çocuğu olarak ilk hayal kırıklığını yedinci sınıfta yakın arkadaşı beyaz tenli Johnny ona ‘maymun’ ve ‘pis zenci’ benzeri hakaretlerle seslenmeye başlayınca yaşamıştı. Artık üniversiteye gitme vakti geldiğinde ise idolü Jackie Robinson’ın okulu UCLA’i tercih ediyordu. Akabinde yapacağı tercih ise başını çok ağrıtacaktı. Efsane koç John Wooden yönetiminde üç kez üst üste NCAA şampiyonluğu yaşayan Alcindor ülkenin en büyük basketbolcusu olma yolunda ilerlerken, ülke çapında siyahlara karşı yapılan baskıya tepki olarak 1968 Mexico City Olimpiyat Oyunları’na gitmeyi reddetti. Ülkesine sevgisi sürekli sorgulanmaya başladı.

NCAA turnuvasını öyle domine ediyordu ki yaptığı smaçlar nedeniyle Kolej Birliği ligde smaç yapmayı yasaklamıştı. Buna Alcindor Kuralı denirken yıllar sonra NY Times’a verdiği röportajda beyaz olsa bu kuralın uygulanmayacağından dem vuruyordu. Bu kurallara rağmen NCAA’i domine ettikten sonra sıra NBA’deydi. 1971’de henüz ikinci yılında Milwaukee Bucks takımını Oscar Robertson ile beraber şampiyonluğa taşırken kendi yarattığı sky hook (çengel atış) alametifarikası hâline gelmeye başlamıştı. Fakat imzası olacak bir başka karar almak üzereydi. Müslüman olup Kareem Abdul-Jabbar ismini aldı. Bu büyük bir etki yaratmıştı. Daha da önemlisi ona karşı değerlendirme kriterleri değişmeye başladı. Ligi domine etmesine rağmen ona karşı eleştiri eşiği çok düşüktü. Hep çengel atış yaptığı için oyunu sıkıcı bulunuyor, güya sadece play-off’larda gerçek basketbolunu oynuyordu. Milwaukee’de kendini iyi hissetmediğini söyleyip sürekli takasını istemesi de ona yardımcı olmuyordu. 1975’te LA Lakers’a geçtikten sonra da Wilt Chamberlain ile karşılaştırılma yükünü ve huysuz yıldız mirasını üzerinde taşımak zorunda kaldı.

Bilhassa basınla ilişkilerini sürdürmekte zorlandı. Dışardan huysuz, kayıtsız ve kibirli gözüküyordu. Hâlbuki durum farklıydı. Buna Kareem Abdul-Jabbar yakın zamanda Esquire’a yazdığı “30 yaşımdayken keşke bilseydim dediğim 20 şey” başlıklı yazısında açıklık getirmişti. “Utangaçlığım ve içe dönük olmam muhabirler ve insanlarla aramda sorunlar yarattı. Basketbol sahasında rahattım ama dışarıda o büyük ilgiyi nasıl idare edeceğimi bilemiyordum. Ben gizli bir inektim. Her yerde tarih kitapları okurdum iletişim kurmayayım diye. Kitaplar benim kalkanım gibiydi."

Kareem Abdul-Jabbar NBA’de oynadığı 20 yılda 6 şampiyonluk, 6 sezon ve 2 Finaller MVP’si ve tarihin en fazla sayı atan oyuncusu olarak emekli oldu. Sürekli parmak gelen gözlerini korumak için taktığı gözlüğü de ikonlaştı. 1980’lerde Magic Johnson Lakers’a geldikten sonra elde ettiği başarıların yanı sıra karakterinde de değişimler olmaya başladı. 80’lerde önce kendini de tiye aldığı Airplane filmini çekti. Sinemayı ise tarihçiliği, politik aktivizm ve gençlik hayali olan yazarlık takip etti. Yıllardır Time, Esquire, Huffington Post gibi mecralarda yazılarını yazarken geçtiğimiz aylarda 10. kitabı olan ve çocukluğunu-gençliğini anlattığı Becoming Kareem adlı otobiyografisini yayımladı. Sadece insan hakları, eşitsizlikler, ve sosyal adalet makaleleri değil tarih ve dedektiflik konulu kitaplar da yazıyor. Onun için yapılan belgeselde ise manidar şekilde Nina Simone'dan "Misunderstood" şarkısı fonda çalıyor.

Belki de bu sosyal medya çağında sporcu olsaydı ona karşı bakış açısı farklı olurdu. İşin garibi artık tarihin en büyük basketbolcusu tartışmalarında yazar-aktivist olarak daha fazla yer buluyor LeBron James, Stephen Curry, Colin Kaepernick gibi spor yıldızları ise ondan ilham alıyorlar. Artık 70 yaşında ve anlattığına göre son çengel atışını eleştirdiği Donald Trump'ın ona gönderdiği tepki notunu buruşturup çöpe atarak yapmış...

Bu sayı; günün şartlarına göre düşüncelerinden ve karakterinden ödün vermeyen, geleceğe iyi insanlığı miras bırakmaya çalışanlar için...

Socrates Dergi