Bıraktığı Yerden

4 dk

Caster Semenya 2009 Dünya Şampiyonası sırasında manşetlerdeydi. Sorun, bu ilginin tek sebebinin altın olmamasıydı.

Caster Semenya adını duymuşsunuzdur ama bunun nedeni 2009’daki dünya şampiyonluğu, 2011 Dünya Atletizm Şampiyonası ve 2012 Londra’daki gümüş madalyaları gibi başarıları ile doğrudan bağlantılı olmayabilir.

Her şeyin başladığı yere dönelim… Berlin, 2009 Dünya Atletizm Şampiyonası. Birkaç hafta önce Afrika Gençler Şampiyonası’ndaki 800 metre performansıyla en iyi derecesini neredeyse sekiz saniye geliştiren Semenya, yarışın favorilerindendi. Elemelerde iki dakikanın altına inemese de rahatça yarı finale kalmayı başardı. Yarı finalde ise 1 dakika 59 saniyenin altına inen tek atletti. Artık önünde sadece final vardı. Son dünya şampiyonu Janeth Jepkosgei ve ilerleyen yıllarda yolu Semenya ile iki finalde daha kesişecek Mariya Savinova önemli rakiplerinden bazılarıydı ama onun aklında başka bir konu vardı.

Şampiyonadan üç hafta önce, Uluslararası Atletizm Federasyonları Birliği (IAAF), Semenya’nın en iyi derecesini kısa sürede şüphe uyandıracak kadar geliştirmesi ve fiziksel görünüşü ile neredeyse bir erkek sporcuyu andırması nedeniyle kendisinden cinsiyet testine girmesini istemişti. Final gününe kadar sadece IAAF ve Semenya tarafından bilinen bu olay, yarışa saatler kala basına sızdı. Semenya buna rağmen kariyerinin en iyi derecesini koşarak yarışı kazandı ancak bu konu, artık -belki de- hayatı boyunca peşini bırakmayacaktı.

Düşünün; 18 yaşında dünya şampiyonu oluyorsunuz ama bunu kutlayamıyorsunuz, üstelik tüm dünyanın gözleri önünde cinsiyetiniz sorgulanıyor. Semenya’nın bu zorlu süreçte tutunabileceği tek dal belki de yarışmaktı ama Berlin’den sonra piste dönebilmek için IAAF’in alacağı kararı bekledi. “Ailem yanımda olmasaydı o dönemi atlatamazdım. Benim için çok üzücüydü ve kendimi aşağılanmış hissediyordum” diyor Semenya, o günleri anlatırken. Haklıydı da; ileride adı doping şüphesiyle anılacak Rus ve Kenyalı rakipleri bile bu kadar yıpratıcı bir süreçten geçmemişti nihayetinde. IAAF testlerin sonuçlarını açıklamasa da Temmuz 2009’da Semenya’nın yarışmalara dönmesine onay verdi ama bu, onun kısa kariyeri boyunca en formda olduğu ayları yarışamadan geçirdiği gerçeğini değiştirmedi.

Semenya bunlara rağmen, 2011 Dünya Atletizm Şampiyonası’nda Mariya Savinova’nın ardından çizgiyi geçip ikincilik kürsüsüne çıkmaya hak kazandı. Güney Afrikalı atlet için 2012 Londra’nın ise ayrı bir yeri vardı. Açılış töreninde ülkesinin bayrağını taşıyan Semenya, ilk kez katıldığı olimpiyat oyunlarında, yine Savinova’nın ardından gümüş madalya kazandı. Savinova, geçen sene Rusya’da patlayan doping skandalında adı geçen isimlerden biri ve ceza alması durumunda, kargoyla gönderilmiş olsa da Semenya’nın bir olimpiyat altını olabilir. Ama 2009’daki derecesini tekrarlayabilse zaten buna gerek kalmayacaktı; çünkü kaybettiği iki final de onun en iyi derecesinden yavaş koşulmuştu.

Semenya, Londra 2012 ile birlikte geçmişi ardında bırakmış ve özgüvenini geri kazanmıştı ama bu sefer de sakatlıklar nedeniyle istediği performansı gösteremedi. Başına gelenler başka bir sporcunun kariyerini bitirebilirdi ama o, eski formundan uzak olsa da üst seviyede mücadele etmeye devam ediyor. Senelerdir adına aşina olsak da Semenya henüz 25 yaşında ve onun için hâlâ zirveye dönme umudu var. Bugünlerde, koçu Jean Verster ile Johannesburg yakınlarındaki küçük bir üniversite kentinde Rio 2016’ya hazırlanıyor ve nihayet, çocukluğundan beri istediği ama kariyeri boyunca elde edemediği sakin bir ortama sahip.

Londra’daki final yarışı sonrası, beraberinde getireceği ilgiden korktuğu için Semenya’nın isteyerek kazanmadığı söylendi. O ise aynı fikirde değil: “Her zaman kazanmak istedim, hâlâ da istiyorum. Hedefim dünya rekorunu kırmak ve olimpiyat şampiyonu olmak. İnsanların ne düşündüğünden korktuğum için koşmaktan vazgeçemem.”

Başına gelenlerden sonra, vazgeçse bile onu kim suçlayabilir ki?

Socrates Dergi