Gölgedeki Kahraman

3 dk

Luka Modric, büyüleyici bir performans ortaya koyduğu 2018 Dünya Kupası'nın en iyi oyuncusu seçildi. Ama bunu her zamanki gibi kendi üslubuyla yaptı. Sessiz sedasız...

Onun hikâyesini bilmeyen yok artık. Yeni dünyada insanlara ilham vermenin yolu büyük ölçüde sporculardan geçiyor. O da en iyi örneklerden biri; çünkü modern dünya, hâlâ eski dünyanın artıklarıyla uğraşmayı sürdürüyor ve birbirine benzer trajedileri yaratmayı ihmal etmiyor. Bu trajedilerden bir hikâye çıkarmanın ve benzer kaderi paylaşanların hayatlarını aydınlatmanın yollarından biri de bu trajedileri gündeme getirmek.

Oysa onu konuşuyor olmamızın tek bir sebebi var ve bu kesinlikle yaşadığı trajediler değil; sahip olduğu, sahip çıktığı ve üzerine bir kariyer inşa ettiği saf yeteneği. O, bu oyuna sevgi besleyen herkes için çok değerli; çünkü o çok özel. Adını koyamadığımız, tanımlayamadığımız, bizim bilgimizi ve tecrübemizi aşan işler yaptığı için farklı. İnsanların, o ve onun gibilerin yaşadığı trajedilerle sadece bir anlığına ilgilendiği bir dünyada yaşadığımızı söylesek yanlış olmaz; belki bir like, belki bir retweet süresince o insanların hayatlarına giriyoruz, bir anlığına üzülüyor ve kendi konfor alanlarımızda hayatlarımıza devam ediyoruz.

Luka Modric, Tottenham’a transfer olduğu dönemde bazen bir kanat oyuncusu, bazen bir 10 numaraydı. Ancak Real Madrid eski futbol direktörü Jorge Valdano’nun da söylediği gibi, Modric’i bir pozisyon üzerinden, belli kalıplarla tarif etmek doğru değildi. Zira Modric, sürekli bir gelişim demekti. Bunun ne demek olduğunu, onun Real Madrid öncesi dönemi ile sonrasını karşılaştırarak anlamak mümkün.

Oysa büyük takımlara, hatta Modric’in durumunda elit takımlara gitmenin iki şartı vardır; ya artık orası için hazırsınızdır ya da yeteneğiniz herkesi aşmış durumdadır. Modric’te ise bambaşka bir hikâye gördük: Adaptasyon. Yeteneği vardı, belki bunu sınırlı ölçüde gösterebilmişti. Belki farklı bir fırsata ihtiyacı vardı. Ancak bulunduğu durumu sorun etmeden, dünyanın en iyileriyle yan yana oynarken kendisine farklı bir rol biçti, hep daha iyiye gitti ve pozisyonunda dünyanın en iyileri arasına girmeyi başardı.

2018 Dünya Kupası’nda Hırvatistan’ın finale kadar gelmesi ezberde sürpriz olarak görünse de kadroyu tahtaya yazdığınızda, hikâye kendiliğinden normalleşiyor. Uzun süredir büyük beklentilerle sınanan jenerasyon, 2008’de biz otobüse binmeyi kabul etmediğimiz için evine dönerken de bu baskıyla baş ediyordu. Zaten ilk 11’i Avrupa’nın elit takımlarının kilit oyuncularından oluşan bir ekibe sürpriz muamelesi yapmak, sanırım Hırvatistan’ın haritada kapladığı büyüklükle ilgiliydi.

Ve Modric, ülke içindeki bozuk futbol düzeninin bir parçası olmakla itham edildiği günlerde, kendi jenerasyonuyla, belki de son kez Dünya Kupası sahnesine çıkarken sonunda olacakları hayal etmedi. Zaten görüntü itibarıyla da sadece işini iyi yapmaya çalışan birinden daha fazlası değildi. Ancak her zaman olduğu gibi, sahaya çıktığında topu ayağında herkesten daha az tuttu, herkesten daha hızlı düşündü, herkesten daha doğru tercihler yaptı -penaltı, belki de kaderdir; Danimarka maçını bir istisna olarak sayabiliriz- ve her zaman olduğu gibi hiçbir şey yapmıyormuş gibi görünürken her şeyi yapmayı başardı.

Eski takım arkadaşı Cristiano Ronaldo, Juventus’a imza atarken “Benim yaşımdaki oyuncular Çin’e, Katar’a gidiyor ancak benim yapacaklarım var” diyordu. Bu açıklamadan birkaç gün önce, kendisiyle aynı yaşta olan Luka Modric, yine her zamanki gibi, sessiz sedasız Dünya Kupası’nın en değerli oyuncusu ödülünü aldı. Sahnenin asıl sahiplerinin erkenden perde kapattığı gösteride ‘sahnenin dışındaki’ kimliğiyle o ödülü alırken de sanki en iyi bildiği işi, yani ‘yapması gerekeni’ yapıyormuş gibiydi.

Basit, gösterişsiz ve kusursuz…

Socrates Dergi