
Hızlı ve Skorlu
5 dk
Mohamed Salah, Roma’dan Liverpool’a geçtiğinde kârlı taraf İtalyanlar gibiydi. Ama şu an durum çok farklı.
Futbol tarihi, anlatılırken dönemlere bölünür. İlk zamanlardan geriye süper yıldızların adları kalmıştır; Ferenc Puskas, Lev Yaşin, Pele gibi... isimleri tüm futbolseverler bilir. Takip eden zamanlarda İtalyanların Catenaccio’su ya da Hollanda’nın Total Futbol’u gibi, oyun anlayışını değiştiren fikirlerin hâkimiyeti öne çıkar. Bugünün futboluna bakıldığında ise bireysel kalitenin yeniden belirleyici faktör olduğunu görüyoruz.
Takımların büyük bölümünün seviye fark etmeksizin belli bir organizasyon kalitesini sahaya yansıtmaya başladığı günümüz futbolunda kilit rol, sezonu yüksek skorlarla kapatan hücum oyuncularına ait. Eden Hazard, Paolo Dybala, Harry Kane, Edinson Cavani, Alexis Sanchez vb. isimler belki Cristiano Ronaldo ve Lionel Messi seviyesinde değiller ancak yokluklarında takımlarının skor konusunda yaşadıkları sıkıntılar, onları özel bir yere koyuyor.
Bu durum, oyuncu değerlendirme kriterlerinde yeni bir parametrenin doğmasını sağladı: Skor katkısı. Mesela ‘beklenen gol’ (expected goals) pek çok kulübün sezon öncesi değerlendirmelerinde başvurduğu bir metrik. Müzmin sakat Daniel Sturridge’ten beklediğini alamayan, Divock Origi’nin tecrübesizliğinden dert yanan Liverpool’da, ‘Sahte 9’ Roberto Firmino’nun da kale önündeki istikrarsızlığı Jürgen Klopp’u skor üreten bir oyuncu arayışına itti ve Mohamed Salah tercihi, oyuncunun şu ana kadarki performansına bakınca harika bir hamleymiş gibi görünüyor.
Basel’deki çıkışıyla dikkatleri çeken Salah, bir dönem transferde yüksek paralar harcamama kararı alan Chelsea’nin mütevazı hamlelerinden biriydi. Mısırlı oyuncu çabukluk, atletizm, teknik gibi özellikleriyle öne çıkıyordu ve bir skor makinesi olmaktan uzaktı. Saha içindeki organizasyon sadakati ve disiplini Jose Mourinho’nun pek hoşuna gitmemiş olacak ki Chelsea günleri beklentilerin uzağında kaldı. Portekizli teknik adamın benzer sebeplerden ötürü takımdan gönderdiği bir diğer ismin evin De Bruyne olduğu ve oyuncuların ne kadar değişebileceği ise bir başka yazının hikâyesi...
Beklentilerin uzağında kalmasına karşın Chelsea’ye ufak çapta kâr ettiren Salah, asıl çıkışını Roma’da yaptı. Oyun içi detaylara en fazla kafa yorulan ve savunmalarıyla ünlenen Serie A’da değişim dönemine denk gelen Mısırlı oyuncu, Roma’da güçlü yanlarını mükemmelleştiren bir teknik adamla çalıştı. İyi bir kanat oyuncusundan güçlü bir skorere, bir ‘anahtar oyuncu’ya dönüştü. Artık çizgiye değil, rakip ceza sahasına yakındı. Hemen tüm büyük maçlarda ismini tabelada ya da kritik pozisyonlarda görmek mümkündü.
Sezon başında Liverpool’a transfer olan Salah, ikinci Ada kariyerine de hızlı bir başlangıç yaptı. Barcelona haberleri nedeniyle kafası karışık Philippe Coutinho’nun yeterli katkıyı veremediği ve Sadio Mane’nin sakatlık ve cezalarla boğuştuğu bir sezonda hücum yükü onun sırtında.
Şimdilik beklentileri fazlasıyla karşılayan Salah’ın bunu bir kanat oyuncusu olarak başarması ise günümüz futbolunun doğal bir sonucu. Takım arkadaşı Ragnar Klavan’ın “Antrenmanda onu hiç görmüyorum çünkü çok hızlı” diyerek tanımladığı Salah, tüm özellikleri ile -hâlâ fazlasıyla sakar da olsa- Klopp’un tam aradığı isim. Alman teknik adam onun her türlü baskıyı kaldırabileceğini söylüyor ancak Mısır’ı Dünya Kupası’na götüren son dakika penaltısını atan oyuncu ile Huddersfield maçında müsait poziyonda topu kaleciye teslim eden oyuncu aslında aynı...
Salah sanki, bildiğimiz Avrupalı oyuncular gibi gelişen/gelişmeye çalışan bir oyuncu gibi değil de bu oyundan keyif alan ve daha fazla keyif almanın yollarını arayan Mısırlı bir çocuk gibi görünüyor. Yeteneklerinin üst limiti yok, bunu sahaya her çıktığında gösteriyor fakat onun, her maç belli seviyede performansı garanti eden bir Avrupalı tipine dönüşmesi de çok zor. Tabii bu, onu seyretmenin büyük bir keyif olduğu gerçeğini değiştirmiyor.
O, şimdiden kendi seyircisini yaratmayı başarmış gibi ve sanırım bu da bir futbolcunun elde edebileceği en büyük başarı...
