Sabır ve Süreklilik

5 dk

Mert Derman 2008’de, bir anda koşmaya başladı. Belki o gün iki kilometreyi zor çıkarmıştı ama yeni hedefi 160 kilometre.

Son dönemde beyaz yakalı grupların yeni koşu gelenekleri doğdu. Bu yeni bir sosyalleşme türü mü?

Bu aslında bir trend. Yurt dışından başlayan dalga, sosyal medyanın da etkisiyle Türkiye’ye ulaştı. Sosyalleşme konusu da çok doğru, insanlarla birlikte spor yapmak inanılmaz keyifli. Benim açımdansa tam tersi bir durum var. Koşuya, hiç yalnız kalamadığımı fark edince başlamıştım. Hep birileriyle iletişim hâlindeydim. Birileriyle değilse bile bilgisayar ve sosyal medyayla... Kendi kendime kalma zamanımın azaldığını fark ettim ve yalnız yapabileceğim bir spor aradım. Beyaz yakalıların da buna benzer dertleri olabilir. Rutinden uzaklaşıp, kendilerine dönme fırsatını koşuyla bulabiliyorlar.

2008’de spor geçmişiniz yokken bir anda koşmaya başlıyorsunuz. Neden?

Yolumu açan, aslında temel bir değişiklikti. İstanbul’dan Ankara’ya taşınınca, yolda geçen üç saatim boşa çıktı. Bir de 33 yaşına gelmişim, hafif kilo almaya başlıyorum... Boşa çıkan saatleri değerlendirmeye karar verdim. Gerisi de çorap söküğü gibi geldi.

100 kilometrelik yarışlar da koşuyorsunuz. En zorlandığınız hangisi?

Kısa yarışlar insanı fiziksel olarak zorlarken, daha uzun mesafeler zihinsel zorluk yaratıyor. Beyin, insanı daha yorulmadan yorgun hissettirmeye yönelik çalışır. Dayanıklılık yarışlarında, bunu engellemeniz lazım. Ama maraton, bana göre en zorlusu. 80 kilometrelik bir patika yarışında belki zihinsel olarak daha çok yoruluyorsunuz ama ertesi gün dinlenmiş uyanabiliyorsunuz. Maratonda böyle bir şey yok.

Triatlona geçişiniz nasıl oldu?

Triatlon, koşuya başlayan herkesin yan gözle baktığı bir şey. Çünkü ya çevrenizden görüyorsunuz ya da bir sakatlık sonrası doktorlar çapraz antrenman öneriyor. Bende de öyle oldu. 8-10 saat koşabiliyorsam, triatlon da yapabilirim diye düşündüm. Ancak yüzme ve bisiklet çok farklı. Hele yüzme! Yaşamak için doğmadığımız bir platformda gerçekleşiyor bir kere... Başlarda zordu ama koşudan, süreklilik ve sabrın önemini öğrenmiştim. Kendime ilk koşmaya çıktığımda iki kilometreyi bulamadığımı hatırlattım ve triatlonun üstesinden geldim.

Vejetaryen olmanız koşu performansınızı etkiliyor mu?

Koşu serüvenimin başında vejetaryen olmadığım için etkiyi çok net ölçebiliyorum. Başlangıçta ufak bir etki olsa da dengeli beslenmeyle bir süre sonra hiçbir şeyin fark etmediğini görüyorsunuz. Hatta veganlar olumlu bir etkiden bile söz ediyor.

Sıradaki hedefleriniz neler?

100 mil (160 km) yarışı koşmak! Artık zamanı geldi. Ironman süremi iyileştirmek de aklımda. Bir de maraton. Yıpratıcı ama dünyanın en iyi yüzde 2’lik dilimine girmeye çalışıyorum.

Üyesi olduğunuz Asics Türkiye koşu takımının hikâyesini anlatır mısınız?

Asics Türkiye tamamen başarıya ya da performansa endeksli olmayan bir takım kurmayı amaçladı. Profesyonel işimiz bu değil ama hayatımızın normal akışına koşuyu entegre etmeye çalışıyoruz. Birinciyi, iyi sporcu ilan etmek doğru değil. Asics de bunu fark etmiş olacak ki istikrarlı ve disiplinli şekilde performansının sınırlarını arayan insanları buldu. Tabii bu hiçbir zaman kürsüye çıkmadığımız anlamına gelmiyor. Ancak Asics’in de önem verdiği şey, insanın kendi potansiyeline ulaşması konusu.

Instagram’da ‘Spor Yapıyoruz’ adlı bir hesabınız var. Geri dönüşler nasıl?

Profesyonel olmayan insanların bu işi yaptığını görenler kendilerinin de aynısını yapabileceklerine inanıyor. Bu Asics’in istediği şey ve aslında takımın başarısını gösteriyor.

Socrates Dergi