Şampiyon

Toprak Razgatlıoğlu, geçtiğimiz ay motor sporları tarihimizin en büyük başarısını kazandı. Dünya Superbike şampiyonu ile geride kalan tarihi sezonu, taze zaferini ve kariyerini konuştuk.

Yine bir sabah saati… Soğuk, kapkaranlık… Daha da soğuk, buz gibi bir yere doğru yola çıkmıştık. Barkın Kızıl ve Serhan Acar'la beraber istikametiz, Red Bull Athlete Summit Türkiye organizasyonunun yapıldığı Abant Gölü'ydü. Otele varınca önce vücuda bol kahve zerk edip ardından birbirinden yetenekli sporcularla sohbete koyulduk. Barkın Kızıl'la birlikte spor tarihimizin en özel başarılarından birini elde eden 2021 Dünya Superbike şampiyonu Toprak Razgatlıoğlu ile yapacağımız röportajın saati gelmişti. Toprak bir süredir söyleşilerden, çekimlerden yorulmuştu. "Röportaj yapmayalım da sohbet edelim" dedi. Onu yetiştiren babası meşhur 'Tek Teker' Arif'i dört yıl önce kaybeden 25 yaşındaki Toprak, konuşmaya öyle samimi başladı ki bize sadece şampiyonun sohbetine eşlik etmek düştü.

Son altı yılın Superbike Dünya Şampiyonu Jonathan Rea'i geride bırakman doğal olarak Formula 1'de Max Verstappen'in Lewis Hamilton'ı mağlup etmesine benzetildi. Bunun yanı sıra 12 sene sonra Yamaha ile dünya şampiyonu olan ilk isimsin. Bütün bunlar neler hissettirdi?

Ben Spies, 2009'da dünya şampiyonu olmuştu. Yamaha son markalar şampiyonluğunu kazandığında ise yıl 2007'ydi. 2019'un sonunda Yamaha ile anlaşırken "Dünya şampiyonu olacağız" diye imzaları atmıştık zaten. Dolayısıyla ben şu an sözümüzü tuttuğumuz için çok mutluyum. 2020'den de aslında çok ümitliydik. Hem testler çok iyi başlamıştı hem de motosiklete iyi adapte olmuştum ama yarışlar istediğimiz gibi gitmedi. Farklı karaktere sahip bir motosikletten gelmiştim. Onuncu turdan sonra motosikletin lastikleri tükeniyordu. O yüzden yarış sonlarında birincilik yerine üçüncülük için savaşıyorduk.

2021'e ise çok daha iyi başladık. Hem motosikleti daha iyi tanıyordum hem de kendi ayarlarımı buldum. Aslında 2020'de takım bana tam olarak güvenmiyordu. İstediğim ayarlarla ilerlemek istemiyorlardı çünkü dört senedir takımda bulunan Michael van der Mark'ın ayarlarını uygulamayı tercih ediyorlardı. 2020'nin sonunda Van der Mark ayrılınca, 2021'de sadece bana odaklanıp, bana inanıp, istediğim ayarlara göre motosikleti hazırlamaya başladılar. Bu da başarıya giden yolu çizmiş oldu.

Bu, epey uzun süren sezonun ardından dünya şampiyonu olmak ve bunu altı yıl üst üste dünya şampiyonu olmuş birisini geçerek başarmak gerçekten çok güzeldi. Tabii ki benim en büyük hayalim dünya şampiyonu olmaktı ama bunu, Jonathan Rea yarışları bırakmadan yapmak istiyordum çünkü şu anda bu sporun kralı o. Geçmeyi bırakın, yanına bile yaklaşılmıyordu. Tek başına yarış kazanıyor ve rahatça şampiyon oluyordu. Bu sene onun istediği gibi gitmedi. Bir çekişme içindeydik ve bence bu çekişmeyi kaldıramadı. Fazla stresliydi ve yarışlarda çok hata yaptı. Bu yıl 37 yarış yaptık. Bu yarışlarda hiç pilotaj hatası yapmadım. Elbette bu hata yapmayacağım anlamına gelmez ama sadece üç kez yarış dışı kaldım. Birinde ön çamurluk kopup lastiğin altına girerek beni düşürdü. Bir diğerinde yağmurda ilk defa önemli bir başarı elde edecekken beş tur kala mekanik problem yüzünden yarış dışı kaldım. Hollanda'da da Yamaha takımının başka bir sürücüsü ilk virajda bana temas etti ve beni düşürdü. Eğer bunlar olmasaydı bu sezon daha erken de bitebilirdi. Ama yine de "Hayırlısı buymuş" diyoruz. Şampiyonluk mücadelesi son yarışa kaldı ve insanlar çok fazla ilgi gösterdi. Zaten ne olursa olsun altı kez dünya şampiyonu olmuş birini yenmek gerçekten çok gurur verici.

Jonathan Rea geçtiğimiz yıl Scott Redding ile mücadele içindeydi. Önceki sene geriden gelerek şampiyonluğu Alvaro Bautista'dan aldı ama sana karşı aynısını yapamadı. Bunun hakkında ne düşünüyorsun?

Bence Alvaro Bautista'yla mücadele ederken onunla pist üstünde bir çekişmeye giremiyordu ve sürekli olarak ikinci olmayı hedefliyordu. Yanlış hatırlamıyorsam Bautista 16 yarışta birinci olurken Rea o yarışların neredeyse hepsinde ikinci oldu. Daha sonra Bautista hatalar yapmaya başladı ve Rea'in beklediği şey zaten tam da buydu. Devamında da şampiyon oldu. Ancak bu sezon yaptığı hatalara ben de gerçekten çok şaşırdım ama ama sebebi bence az önce söylediğim gibi: Rea bu sezona kadar pist üstünde pek fazla rekabete girmemişti. İlk defa bu sene benimle çekişmeye başladı ve çekiştiğimiz tüm yarışlarda onu geçmeyi başardım. Sezon devam ederken bir röportajını okumuştum. O röportajda bizim bu sezonki kafa yapımızı ve stratejimizi çok doğru şekilde anladığı belli oluyordu. Artık bizi tanıyor ve seneye bunu bilerek bir şeyler yapmaya çalışacak.

Mandalika'daki sezon finali öncesinde uzun bir bekleyiş oldu. Hatta yarışın iptal olup olmayacağı da konuşulmuştu. Yarış gerçekleşmeseydi sen şampiyon ilan edilecektin. Bekleyişte favori tarafta olmak seni nasıl etkiledi? Önde olmanın rahatlığı mı vardı yoksa baskı olarak mı geri döndü?

Bir şampiyonluğu hak ettiğimi düşünmek benim için çok önemli bir şey. Bu sezon şampiyonluğu her yarışta hak ettik. Son yarışın koşulmaması beni mutlu etmezdi. Kendimi Rea'in yerine koyup düşünüyorum; aramızda otuz puan fark ve daha koşulacak üç yarış vardı. Belki o üç yarıştan bir tanesinde ben düşecektim ve onun şampiyonluk şansı yükselecekti. Şampiyonayı yarışarak bitirince hakkımla kazandığımı hissettim. Son yarış olmasaydı erkenden bitmiş olacaktı ve benim için bir anlamı olmayacaktı. Dediğim gibi sadece kendi tarafımdan değil rakibimin tarafından da bakıyorum her zaman.

Önümüzdeki sezon 1 numarayı kullanacak mısın?

Aslında ben 54 numaradan memnunum. 1 numara kendime öyle dert ettiğim bir şey değil. Ancak Yamaha en son 2009'da şampiyon oldu. Ayrıca Yamaha'da şampiyon olan her pilotun ya farklı bir motosiklete geçtiği ya da MotoGP'ye gittiği sezonlar olduğu için Yamaha bu zamana kadar bir türlü 1 numarayı kullanamadı. Bana doğrudan bir şey söylemediler, ne düşünüyorsam o numarayı kullanmamı istiyorlar ama ben hem kendim hem de onlar için bu sezon 1 numarayı kullanmak istiyorum. Zaten dizaynı da yapıldı. Şu an kullanıma hazır.

Bu sezonun en büyük iniş veya çıkış anları nelerdi?

2020 inişli çıkışlı bir sezondu. Çok güzel başladık sonra çok aşağıya düştük. Son yarışta toparladık ama yeterli olmadı. Kötü bir sezondu benim için. 2021'de ise aşağıdan yukarıya doğru sürekli olarak tırmandık ve benim için daha güzel bir sezon oldu. Hollanda'da yaşadığım kazaya kadar şampiyonluğu düşünüyordum fakat o kazanın ardından sıralamaya hiç bakmamaya başladım. Hollanda'da her şey bitti dedikten sonra sadece yarış kazanmak için piste çıkmaya başladığımda gerçekten kafa yapısının çok önemli bir şey olduğunu anladım. Şampiyonluğu düşündüğümde geceleri uyuyamıyordum. Bu nedenle son hafta sonu da dahil olmak üzere hiçbir zaman orayı düşünmedim. Sadece yarışları Rea'in önünde bitirmeye odaklanmıştım.

Hatta abimle konuştuğumda "Heyecan var mı?" diye soruyordu ben de "Yok, cumayı bekliyorum" diyordum. Zaten cuma günü antrenmanlar bittiğinde kimin güçlü kimin güçsüz olduğunu anlayabiliyoruz. Güçlü olduğumuzu biliyor olsak da abim heyecandan iki gün uyuyamamıştı. Ama ben şampiyonayı düşünmeyip yarış yarış ilerlediğim için o kadar heyecanlı değildim. Puanlarla filan ilgilenmiyordum. Sadece yarışları kazanmayı düşünüyordum. Bana sezon içinde gelip "Kaç puanın var?" diye sorsanız size cevap veremezdim. "Rea ile puan farkın kaç?" diye sorsanız onu her zaman söyleyebilirdim.

Fabrika takımında yarışmadan önce Bağımsız Sürücüler Şampiyonu da oldun, sonraki adım zaten Superbike Dünya Şampiyonası'nı kazanmaktı ve bu da gerçekleşti. Superbike'a ilk gelen Toprak ile bugünkü şampiyon Toprak arasındaki farklar neler?

Dünya fark var. Motosiklet sürüşüm, stilim... Bu sadece geç fren yapmakla bitmiyor. 2018'de Superbike'a geldiğimde de geç fren yapıyordum ama o geç frenaj hiçbir işe yaramıyordu. Ya sekizinci oluyordum ya da onuncu. Açık konuşmak gerekirse 2018'de yarışları bırakmayı bile düşündüm. Kendi kendime "Sanırım ben burayı yapamayacağım" demiştim. Kapasitemin bu kadar olduğunu düşünüyordum. Kenan Abi'ye (Sofuoğlu) gidip "Superbike'a masraf yapmamızın bir anlamı yok. Derece yapamadıktan sonra neden masraf yapacağız ki?" dediğimi hatırlıyorum. Ta ki İngiltere'de podyuma çıkana dek… Orada podyumu gördükten sonra burada başarılı olabileceğimi anladım. Burada podyuma çıktıysam yapabilirim diye düşündüm ve 2018'in sonunda Arjantin'de bir podyum daha gördüm. 2019'da çok iyi başladık ama ilk yarışta podyumu ıskaladık. Sezonun yarısının ardından neredeyse bütün yarışlarda podyumdaydım. Bence kariyerimin dönüm noktası orasıydı. Yoksa Yamaha ile sözleşme imzalayamazdım.

Yamaha zaten benim için hem fırsat hem de şans oldu. Amacım zaten uzun süredir şampiyonluk arayan bir takımı şampiyon yapmaktı. Ama sezona başlarken şampiyonluğa hazır olmadığımızı da söylüyordum çünkü elektronikler başta olmak üzere önemli eksiklerimiz vardı. Motosiklet 'top speed' konusunda Kawasaki'nin filan gerisindeydi. Bir Ducati olamayız tabii ki. Ne Kawasaki ne de Yamaha o konuda Ducati'ye yetişebilir. Onlar çok ayrı bir seviyedeler. Örneğin Bautista çok hafif birisi ve gelecek yıl Ducati'yi kullandığında Redding'in şu an bize açtığı mesafenin iki katını açacak. Hele ki düzlüklerde çok büyük farklar oluyor. Ama seneye bizim de daha güçlü bir motosikletimiz olacak. Elektronik aksamı komple değiştirdik. Şu anda yeni elektroniğin testleri devam ediyor. Daha iyi bir motora daha iyi bir elektroniğe sahip olacağız, arka maşada değişiklikler var.

Zaten daha önce de elektronik aksamın ve motor freninin Kawasaki'ye kıyasla daha zayıf olduğundan ve arkadan kaymanın seni zorladığından bahsetmiştin…

Evet, Kawasaki'de inanılmaz bir motor freni vardı. Şöyle anlatayım: Bir arabada otuzla giderken vitesi bire atıp debriyajı yavaş yavaş bıraktığınızda nasıl hissediyorsanız, Kawasaki motosikletinde de sanki arkadan birisi sizi çekiyor gibi hissediyorsunuz, Yamaha'da bu yok. Yamaha'da vites düşürürken debriyaja basılıyken nasılsa, debriyajı bıraktığınız anda da aynı şekilde gidiyor motosiklet. Ben Yamaha'ya ilk geçtiğimde "Motor freni yok, bana motor freni verin" dedim. Motor freni verdiler fakat bu sefer de motosikletin arka tekeri kilitleniyordu. Güzel elektroniğe sahip bir motosiklette arka taraf kilitlenmez ve arkanın kaydığını hiçbir zaman hissetmezsiniz. Kawasaki'de de durum böyleydi. Fakat şimdi yeni duruma adapte oldum ve motosiklet ile bu şekilde fren yapıyorum. Seneye eğer motor frenimiz daha da gelişmiş olursa hem daha geç hem de daha rahat frenleme yapabileceğim.

Daha ne kadar geç fren yapabilirsin?

Aslında konu ilk frenlemede değil, motosikleti virajın en dibinde durdurabilmek. Bunu doğru yapmazsanız ön lastiğe çok stres yaptırıyorsunuz ve ön lastik kayabiliyor. Motor freni olduğu zaman daha rahat bir şekilde viraj içinde motosikleti durdurabileceğim.

Aslında onu da soracaktım; frenleme konusunda zaten herkes senden bahsediyor. Öne geçtiğin zaman kimse seni arkadan gelip geçemiyor kolay kolay.

Rea yarışlarda onun önüne geçtiğimde benimle aynı yerde fren yapmasına rağmen çok fazla viraj kaçırıyordu. Her yarıştan önce elbette motosikleti ayarlıyoruz ve ben ön süspansiyonu sert kullanmayı seven biriyim. Yumuşak süspansiyon olduğu zaman ön taraf aşağıya iniyor ve motosikletin arkası kolayca havaya kalkıyor. O durumda da motosiklet durmuyor. Motosikletin arkasını havaya kaldırmamak gerekiyor. Benim stilim zaten motosiklet virajın içindeyken çok fazla fren yapmak üzerine ama çoğu kişi ilk frenajda motosikleti durdurmaya çalışıyor.

Peki bu sürüş stilini nasıl elde ettin?

Ya, onu ben de bilmiyorum! Zamanında Kenan Abi'den geç frenajı görmüştüm. Bizde hep geç fren-erken gaz mantalitesi vardı. Hep denediğim bir şeydi. Ben bütün yarışlarımda geç fren yapmaya çalışıyorum. Mesela çoğu pilot geç freni denemiyor, tekrar etmiyor. Ama bunu denemeli ve virajı kaçırarak oradaki limiti anlamalısınız. O virajı kaçırmadığınız sürece limiti anlayamazsınız, nerede daha geç fren yapmak gerektiğini bilemezsiniz. Eğer motosikleti çok zor durdurursam kendi kendime "Geç fren yapmışım demek ki" diyorum. Eğer motosiklet çok kolay durursa bir sonraki turda daha geç frenlemeyi deniyorum. Ben motosikleti ne kadar zor durdurabilirsem o zaman "Motosikleti sürdüm, limitlerini kullandım" diyebilirim.

Peki, stoppie ya da artık bilinen ismiyle 'stoprak'?

Stoppie benim hayatımda her zaman vardı çünkü ben motosiklete çocuk yaşlarda akrobasi hareketleriyle başladım ve daha sonra yarışlarda da bunu devam ettirdim. Ön kaldırmayı artık çok fazla yapmıyorum, onu herkes yapabiliyor. Ama arka kaldırmak zor. Çoğu kişi bunu yapamıyor. En güzel stoppie aslında testlerde yapılıyor çünkü pit yolunda bir hız sınırı yok ve saatte 100-120 km/sa ile giderken çok uzun şekilde arka kaldırabiliyorum.

Yarışın içinde ise bunu çok fazla yapamıyorsunuz çünkü pek istenen bir şey değil. Mesela 2020 Katalunya'da antrenmanlar bittikten sonra yarış kontrolden çağırdılar beni. Neymiş? Arka kaldırmışım. İnsanlar beni örnek alıyormuş, yapmaya çalışıyormuş, kaza vs. olabilirmiş. Ben de "Bu öncelikle seyir zevki açısından çok güzel bir hareket. İkincisi, herkes bunu görmek istiyor. Üçüncüsü de Superbike yönetimi bana 'Hangi virajda, ne zaman stoppie yapacaksın?' mesajı atıyor. Dalga mı geçiyorsunuz siz?" dedim. Cevap veren olmadı…

Arjantin'de Redding ile beraber son bölüme girdiğim ve birinci olduğum bir Superpole yarışı… Seyircilerin yoğun olduğu bir tribün var. İnsanlar ellerinde telefonlarıyla "Stoppie yapacak mı?" diye bekliyorlar. Önlerine gidip arka kaldırdım. Yıkıldı orası. Futbol maçlarında gol olunca bir ses çıkar ya, aynısı. Sen şimdi böyle bir coşkuyu gördükten sonra yapmaz mısın o hareketi?

Senin popülariteni de artırıyor aslında bu hareket. İnsanlar seni böyle de zihinlerine kazıyorlar...

Jack Miller var mesela. Onu biraz 'artist' biri olarak biliyordum. Bir gün MotoGP padoğunda Deniz (Öncü) ve Kenan Abi'yle yürüyoruz. Deniz'in yemek tırına gidiyorduk. Karşıdan scooter'ıyla o geliyor… Daha önce ne sosyal medyadan konuşmuşuz ne de selamlaşmışız. Çocuk durdu, biraz muhabbet ettik… Sonra arka kaldırma videosunu açtı ve onun üzerine konuştuk. Bu gerçekten çok güzel bir şey.

Takım arkadaşlarından Michael van der Mark ile aranız çok iyiydi, sana "Abi" diyordu hatta.

Ben padokta genellikle Kenan Abi'yle beraber oluyorum. Van der Mark da Kenan Abi'ye "Abi" diye seslendiğimi duymuş, merak etmiş. Gelip "Abi ne demek?" diye sordu. Ben de "Yaş olarak benden büyüksen benim sana 'Abi' demem lazım ama yaş olarak ben senden küçüksem bana 'Bro, brother' tarzı seslenmen lazım" dedim. Ya ben anlatamadım ya da onlar anlamak istemediler. İlk Van der Mark başladı "Abi" demeye, sonra da kaldı öyle…

Rakipler peki? Scott Redding ile birlikte keyifli videolarınız çıkmıştı ama bazen de atışıyorsunuz. İlişkiniz nasıl?

Bence bu yıl Superbike'ta aşırı hızlı isimler yoktu. "Neden?" derseniz; önceden Superbike'ta kazanmaya oynayan sekiz kişi falan vardı ama bu sezon sadece üç kişi öne çıktı: Redding, Rea ve ben.

Bu sporda bence ikiyüzlülük var. Ben ne olursa olsun herkese saygılı davranıyorum, ki Rea'i gerçekten seviyorum. Zamanında bana çok yardımı oldu ve bunu hiçbir zaman unutmam. Ama ortada bir savaş var ve bu savaşın içinde her zaman aynı moral seviyesinde ve psikolojik durumda olamayabiliyorsunuz. O yüzden atışmalar da oldu aralarda. O atışmaların içine istemeden ben de dalmış oldum. Portekiz'de Rea'in düştükten sonraki açıklaması, benim düştükten sonraki açıklamalarım… İster istemez oluyor bunlar.

Röportajlarda "Rea lastik yaktı. Ne düşününüyorsun?" ya da "Rea, senin sürüş stilini çok tehlikeli bulduğunu söyledi, ne dersin?" gibi sorular geliyor. O durumda tepeniz atabiliyor. Bir keresinde bu tuzağa düştüm de ama sonrasında hiç bu konularda konuşmadım. Ben işin bu tarafına geçip çok fazla konuşmayı sevmiyorum. Pistte konuşuyorum. Scott Redding konuşmayı çok seven birisi. Her yarıştan sonra ağlıyor, "Böyle tehlikeli sürüyor, şöyle tehlikeli sürüyor" diye. Rea'den bu tarz açıklamalar görmedim pek.

Şampiyona tamamlandığında seni ilk tebrik edenlerden biri de Jonathan Rea oldu. Gerçi işi biraz şova da döktü bir numarayı pist üstünde tutarak.

Onu yapmak zorundaydı yoksa insanlardan büyük tepki alırdı. Aramızda bir yeşil çizgi muhabbeti vardı. Pist üstünde çizgiye değdikten sonra şikâyetleri olmuştu. Oradan sonra yarışseverlerden büyük tepkiler aldı. Bu olaydan sonra Instagram'ını kapattı. Onun öncesinde fotoğraflarından iki tanesini yorumlara kapatmıştı. Sonra telefonunu gösterdi, Instagram'ı silmiş. Üç hafta kadar girmemiş. Çok büyük tepki alınca tebrik etmek zorunda kaldı bile diyebilirim. Ben de saygıdan dolayı motosikletimden indim ve ona sarıldım. Baktığımız zaman tabii ki padokta karşılaştığımızda konuşuyoruz ama o eski yakınlığımız pek kalmadı. Çünkü eskiden ben yavaştım ve bana yardım ediyordu fakat şimdi hızlanmaya başladım ve artık rakibiz.

Hiçbir zaman orta sıralar için yarışacak bir motosikletle pistte olmak istemiyorsun. Doğrudan yarışlarda podyum alabilecek bir MotoGP başlangıcı yapmak istiyorsun diye tahmin ediyorum, doğru mudur?

Çoğu kişi benim MotoGP'ye gitmemi çok istiyor aslında. Avrupa'da da Türkiye'de de kimle röportaj yapsam bana mutlaka bu soru soruluyor. Geçenlerde Will Buxton ile röportaj yaptım. O da aynısını sordu. Ama ben her şeyi adım adım devam ettirmek istiyorum. Bir anda büyük bir atlama yapıp sonra geriye düşmek istemiyorum.

Yamaha, 2022 için beni MotoGP'ye istedi ama elbette ki fabrika takımı için değildi. Ben de uydu takımını istemiyorum. Fabrika takımı 2022 motosikletini kullanacak fakat ben teklifi kabul etsem 2021 motosikletini kullanan takımda olacaktım. Buna neden "Evet" diyeyim ki? Bir de şu anda zaten yarış kazanabiliyorum ama Yamaha beni aynı kontratla oraya koymak istiyor. Benim MotoGP'yle ilgili büyük bir hayalim yok. Ölüp bitmiyorum orası için. Bu düşüncemi onlara da aynı şekilde anlattım zaten. Eğer 2023'te Yamaha gerçekten fabrika takımı için çok isterse, güzel de bir anlaşma olursa o zaman gitmeyi düşünüyorum.

Ben Superbike'ta mutluyum. Superbike padoğuna girdiğimde evime gelmiş gibi hissediyorum. Herkesi tanıyorum, herkesle muhabbetim var. Hiçbir zaman kafam aşağıda yürüyenlerden olmadım, her zaman herkesin gözlerinin içine bakan ve selam veren biri oldum. İspanyol mu? İspanyolsa İspanyolca, İtalyansa İtalyanca, İngilizse İngilizce "Günaydın" derim. MotoGP padoğunda herkes çok artist. Mekanikerlerden başlamak üzere herkes bir hava içinde ve ben bunu çok sevmiyorum. Eğer olursa 2023'te MotoGP'ye giderim ama olmazsa da sorun değil, Superbike'ta çok mutluyum.

Kenan Sofuoğlu neredeyse dünyanın her yerinde seninle beraber yarışlara geliyor. Bunun yanında Deniz, Can (Öncü), Bahattin (Sofuoğlu) gibi birçok sporcunun gelişimine katkı sağlıyor ve Akyazı'daki pist de herkes için büyük bir imkân. Bu konuda neler söylemek istersin?

Bir tek Deniz'in yarışlarına çok fazla gidemiyor. MotoGP tarafına gitmek bazen Superbike yarışlarına gelmek kadar kolay olmayabiliyor. Deniz ve Can motokrosta yarışırken onlarla arasında bir konuşma geçmişti. Ben de oradaydım. "Benim motokros dalında bir uzmanlığım yok ve buradan ilerisi için size söz veremem ama pist yarışı tarafına gelirseniz yapabileceğim çok daha fazla şey olur" demişti. Sonrasında onlara Honda NSF100 alındı ve Asia Talent Cup, Rookies Cup derken yavaş yavaş başarılı olmaya başladılar. Oradan da yürüyüp gittiler ve çok güzel işlere imza attılar. Türkiye'de zaten dört-beş kişiyiz, daha fazlası da yok.

Yine de geçmişe kıyasla motor sporlarında daha kalabalığız. Öncü Kardeşler'i konuştuk. Bahattin Sofuoğlu ve Rodi Pak… Dört tekerde sizin jenerasyondan olmasa da Le Mans 24 Saat galibi Salih Yoluç var. Ayhancan Güven, yarışlar kazanan Cem Bölükbaşı, Berkay Besler... Sen de yolu açanlardan ya da Kenan Sofuoğlu'nun açtığı yolu genişletenlerden bir tanesisin. Türk yarışçılardan beklentin nedir? İtalya veya İspanya gibi her kategoride üçer dörder yarışçıyla yer alabilecek miyiz sence?

Şöyle düşünüyorum: Ayhancan bence Kenan Abi gibi tek başına çabalayarak ilerlemeye devam ediyor. Hayallerinde çok güzel yerler var, kendi aramızda da konuşuyoruz. İnşallah oralara gittiği zaman arkasından gelenlere çok güzel bir yol çizmiş olacak. Kenan Abi gibi aslında. Zamanında Kenan Abi'yle konuşurken de Ayhancan çok fazla gelip gidiyordu onun yanına. Kenan Abi onunla da konuşup yapabileceği şeyleri söylüyordu.

Berkay, Cem ve Salih gibi otomobilde de farklı kategorilerde yarışan birçok arkadaşımız var ama tabii ki herkes biraz daha kendini kurtarmanın peşinde. Şu an herkes elinden gelenin en iyisini yapmak ve başarılı olmak için çalışıyor ama adım adım tırmanarak çıkmak çok önemli. Bunu ben Can'dan çok iyi biliyorum. Biliyorsunuz, Can iki tekerde 'en genç dünya şampiyonası yarışı kazanan pilot' konumunda. Bu unvanı aldıktan sonra KTM Factory Racing, Can'ı Moto3'te yarıştırdı ve onu öyle bir pohpohladılar ki çok büyük beklenti oluştu. Ama Can o motosikleti süremedi. Ne oldu peki? Bütün bunlar onun düşüşüne sebep oldu. Yeni yeni toparlanmaya başladı. Adım adım ilerlemek lazım. Ayhancan bu anlamda adımlarını çok daha sağlam basıyor. Ben de MotoGP'ye bu yüzden hemen geçmek istemiyorum, adım adım ilerleyeceğim. Eğer olursa olur, olmazsa da kaybedecek bir şey yok. MotoGP'ye hemen gideyim, MotoGP'deki ilk Türk olayım gibi amaçlara sahip değilim. Orada onuncu olduktan sonra MotoGP motosikletini kullansam ne olur kullanmasam ne olur? Ben gittiğim her yere şampiyon olmak için giderim.

Sen de Red Bull sporcularından birisin ve gerçekten bu sporcular farklı alanlarda çok başarılı isimler. Desteği ve Red Bull sporcusu olmanın ayrıcalığını hissediyor musun?

Red Bull bünyesinde bütün branşlardan sporcular var ve ben de sadece kendi sporumu yapan birisi değilim. Birçok spora vakit ayırıyorum. Canım sıkıldıkça voleybol, futbol, basketbol oynarım. Ekstrem sporlar bile var. Her sporun zorluklarını denedikçe görüyorsunuz.

Ben 2014 yılında Red Bull'a girdim, bu sene yedinci yılım oluyor. Eski topraklardanım yani. Red Bull sporcusu olmanın bir ayrıcalık olduğunu söyleyebilirim. Ancak başarılıysanız Red Bull sporcusu olabiliyorsunuz. Tüm arkadaşlarım da ayrı ayrı çok başarılı sporcular. Red Bull, bizim iyi veya kötü günümüzde her zaman yanımızda oluyor. Onlar sayesinde güne 1-0 önde başlıyoruz. Bizler de onların emeklerini boşa çıkarmamak için elimizden geleni yapıyoruz çünkü başarılı olmak hem bizler için hem de Red Bull için gerçekten gurur verici bir şey. Red Bull şapkasını takmak, girdiğiniz her ortamda size farklı bir hava katıyor. Bu şapkayı taktığınız zaman gerçekten profesyonel bir sporcu oluyorsunuz. Red Bull ailesinde olmak bana çok gurur veriyor, çok da mutluyum. Umarım daha uzun yıllar beraber oluruz.

Devam etmek için üye ol

Socrates Dergi’ye üye olarak dergi arşivinden istediğin kadar yazıyı 7 gün boyunca ücretsiz okuyabilirsin!

Üyeliğin varsa

Bu içerik ve daha fazlası için Socrates Ocak 2022 sayısı