Semih Saygıner: “Bazı şeyleri değiştirmesem bu şampiyonluk gelmezdi”

4 dk

Semih Saygıner ve Lütfi Çenet uluslararası bir organizasyonda final oynayarak Türk spor tarihine geçti. 2025 PBA Dünya Şampiyonası'nda kupaya uzanan Semih Saygıner'le ülkeye dönüşünde konuştuk.

Türkiye’de mücadele ettiği spor dalıyla özdeşleşmiş sporcuların başında Semih Saygıner geliyor. 60 yaşında olmasına rağmen hâlâ koleksiyonunu büyütmeye de devam ediyor. Biz de "Mr. Magic" gençlerle olan iletişimini, kazandığı son şampiyonluğu, Kore'deki şöhretini ve bilardodaki etkisini konuştuk. Merak ettiğimiz tüm bu konuların öncesindeyse ustayı eski röportajlarımızdaki sözlerine götürelim...

Socrates Dergi olarak sizinle 2018, 2020 ve 2022 olmak üzere üç kez röportaj yaptık ve hepsinde “Oyun kalitesi bakımından daha iyi bir oyuncuyum. Kariyerimdeki en iyi bilardoyu şu an oynuyorum.” dediniz. 2025'te bu cümleyi tekrardan revize edebilir miyiz?

Şu anda kendimi çok iyi hissediyorum. Oldukça iyi oynadığımı düşünüyorum. Tabii belli bir bilgi birikimi var. Tecrübe var. Yaşla beraber biraz daha sakinlik var. Fizik kondisyonumu koruduğum için hâlâ aktif olarak gençlerle baş edecek fizik kondisyona da sahibim. Bunların hepsini birleştirince insan yarışmak istiyor tabii. Başarılı olmak istiyor. O istek de sizi başarıya götürüyor zaten.

Yıllar önce “60'tan sonra oynamam.” şekline bir söyleminiz vardı. Bir güncelleme getirebilir miyiz o sayıya?

Artırdım onu biraz. 60 dediğimde sanırım 55 yaşındaydım. Yani 60'ta artık biraz şey olurum diye düşünüyordum yani. “60 ya artık hani” diye. Hiç öyle hissetmiyorum şu an. Böyle hoplayıp zıplayasım var yani. Herhalde bir, iki sene daha oynarım. Ama ben şunu hissederim: “Tamam artık yeter ya.” Yani “yeteri” hissederim ben. Onu hissettiğim an daha da üstüne gitmem.

Bilardoya verdiğiniz aradan sonra bir dönüşümden ve eskisine göre daha farklı bir oyuncu olduğunuzdan bahsediyorsunuz. Bu dönüşümü tamamladınız mı veya hangi safhasındasınız?

Tamamladım. Ben o dönüşümü 2021'de ilk dünya kupasını kazandığımda paylaşmıştım. Dönüşüm süreci benim için çok zordu. Birkaç yılımı aldı yani o, kolay bir şey değil çünkü. Çok özetle anlatayım, insan bebekken yürümeye başlar. Bir takım kas dizgisi kullanarak yürür ve onun bir yürüyüşü oluşur. Sonra elli sene sonra der ki “Ya ben böyle yürümeyeceğim artık.” Bunu değiştirmek ne kadar kolaysa benim yaptığım değişiklik de o kadar kolay. O yüzden öyle bir değişiklik yaptım ama yapılması gerekliydi. Yapmasaydım bu şampiyonluklar gelmezdi. Böyle bir şey yok. Hayal.

Türkiye'den iki sporcu ilk defa uluslararası bir organizasyonda final oynadı. Bu finali Lütfi Çenet’le oynadınız, yakın dönemde Tayfun Taşdemir UMB’de dünya şampiyonu oldu, Murat Naci Çoklu’nun finali var… Sporda istikrarsızlıkların ülkesi Türkiye’de bilardonun istikrarını neye bağlarsınız?

Sanıyorum burada tevazu gösteremeyeceğim. Yani katkılarım olduğunu düşünüyorum. Çünkü ben hiçbir zaman ustalık yapmadım kimseye. Böyle usta usta gezerler ya, “Yavrum gel bakayım, şuradan vur.” falan… Ben bilgilerimi açık büfe gibi paylaşan, onları anlatan, herkesle arkadaşlık eden, asla yaş bariyerine takılmayan, 18 yaşındaki Burak Haşhaş ile ondan 42 yaş büyük olmama rağmen arkadaşlık kurabilen biriyim. Hiçbir zaman gezegene benden daha sonra geldiği için onun üzerinde egomu sulayacak bir düşünce yapısına sahip olmadım. Böyle yaşamıyorum. Bundan yola çıkarak bakarsak bütün bilgi birikimimi karşı tarafa geçirecek bir enerjiye ve anlayışa sahibim. Öyle olunca da bilgi çok kolay akıyor. Yani biz bilgi akış yollarını kapatıyoruz böyle davranarak farkında olmadan. Özellikle gezegene önce gelmişler olarak. Bilgi akışını kapatıyoruz. Zannediyoruz ki karşı tarafa nasihat edince bir işe arayacak. Nasihat dönemi çoktan bitti kardeşim. Geçmiş olsun. Kimse sizin nasihatınızı dinlemek istemiyor. Sizin bilginize ulaşmak istiyor. Mesele budur. Nasihat dönemi bitti. Eskiden neydi? Çırak usta ilişkisi. Bir usta vardı. Dünya çok küçüktü o zaman, hiçbir bilgiye ulaşamıyordun. O ustanın eline bakıyordu çırak. Usta ne yaparsa yapsın hayatını onunla geliştirebileceğini düşünüyordu. Ve o usta onun üzerinde tepinse de problem değildi. Ama artık devir çok değişti. Dolayısıyla yeni jenerasyonlarla doğru iletişim kuramadığınız sürece bir işi sürdürülebilir ve başarılı bir seviyeye taşıyamazsınız.

Semih Saygıner ve Lütfi Çenet

Semih Saygıner ve Lütfi Çenet

2023’ye kadar UMB'de mücadele ettiniz. 2023'den bu yana PBA’desiniz. İki lig arasındaki farkları ve Güney Kore’de size olan ilgi alakayı nasıl değerlendirirsiniz?

Tabii oyun sistemleri biraz değişik. Bazı oyuncular yok ama bizim oynadığımız seviyedeki oyuncular da hiç yabana atılacak oyuncular değil. Öyle bir geyik var çünkü. “PBA'de bütün oyuncular yok.” Oyna bakayım hadi. Gel. Hadi buyurun kardeşim. Hodri meydan. Gel PBA'de oyna. [Dani] Sanchez de geldi oraya. Başka oyuncular da geldi. Filippos [Kasidokostas] geldi. Öyle kolay değil o iş yani. Orası da çok ağır bir ekip içeriyor. Profesyonellik ve televizyonda bu işin yer alış biçimi anlamında bilardoyu daha da ileri götürecek bir seviye görüyorum ben Kore’de. O yüzden oraya gittim zaten. Arkamda iyi bir miras bırakmak önemli diye düşündüm. UMB’de bunu yapamayacağımı düşündüğüm için gittim aslında PBA’ye.

Güney Kore'de şöyle bir şey var; bir kere televizyonlar takım maçları da dahil olmak üzere neredeyse bütün maçlarımızı canlı veriyor. Yani sürekli televizyondayız. Ayrıca bilardonun özel bir yeri var Kore’de. Bunda da bir tık benim parmağım vardır. Ben ilk gidenlerden biriyim Kore’ye. Kore'de doğru düzgün bilardo bile yoktu böyle diyelim. Oynayanlar vardı ama 1995 yılında biz bir turne yaptık Kore’de. Rahmetli Sang Chun Lee ile. Kore'nin bilardoda çok ileri gitmesini isteyen bir Koreli ama Amerika'da yaşayan bir oyuncuydu. “Top” oyuncuydu. Onunla Kore'de Bilardo’yu geliştirmek adına turneler yaptık. O yüzden öyle bir kültür oluştu Kore’de. Zaman içerisinde çok büyüdü, çok gelişti ve ilk üç sporun içinde yer aldı. Ev hanımları dahi sokakta beni gösterip “Aa bilard bilard” diyor. Herkes seyrediyor, tuhaf bir şey yani.

Turnuvaya ve şampiyonluğunuza dair genel bir değerlendirme yapabilir misiniz? Örneğin yarı finaldeki Kang maçının son setinde neler hissettiniz?

Yaptığım hatalı vuruşları hiçbir zaman kafaya takmadım bu turnuvada. Zaten takan biri değilim de, bu turnuvada özellikle takmadım. Sanıyorum bu sağlık probleminin de verdiği bir şey. Yani böyle “Aman canım ne olacak?” hissiyatına giriyorsun. Çünkü sağlığın ne kadar önemli olduğunu anlıyorsun. Ben bu turnuvada çok rahattım. Hiç elimin ayağımın titrediğini, heyecanlandığımı hatırlamıyorum. Başından itibaren çok rahat bir performans sergiledim. En zor anlarda bile sakin kalmayı başardım. Kaldı ki çok daha sakin kalması gereken oyuncular dahi kalamadı. Kang bunlardan biri. Kang’ı hem grup maçında hem de yarı finalde yenmeyi başardım. Kang tabi böyle bir agresif girdi oyuna. Zannetti ki ben defansa kaçacağım. Boksör olduğumuzu düşünelim, yumruk atan bir boksör var. Sen sürekli kapanmışsın. Bütün maç boyunca kapanmışsın. Baba maçı nasıl kazanacaksın? Maçı nasıl kazanacaksın ya? Orada biraz tecrübe devreye giriyor. Ne zaman agresif oynamaya, ne zaman atak yapmaya gerek olduğunu anlayarak hareket etmen lazım. Ben doğru zamanlamalar yaptığımı düşünüyorum. Çünkü doğru zamanda defans da yaptım, doğru zamanda atak da yaptım. Onun o özgüveni yerle bir oldu. Niye? Çünkü beklentisi şuydu: “Ben buna iki tane vurdum mu? Zaten ben gencim, hemen kapanır.” Baktı ki ben önce kapandım. Sonra dedim ki, “Kardeş, ben de varım burada. Bir dakika ne oluyor?” Başladım ben de agresif oynamaya. O, onu biraz etkiledi diye düşünüyorum.

Socrates Dergi