Warriors mı, Bulls mu?

10 dk

Spor zaman zaman zıtlıklar, karşılaştırmalar ve tartışmalar üzerinde temelleniyor. Ya da biz öyle istiyoruz. Kaan Kural ile Murat Murathanoğlu ayrıldılar ve Warriors-Bulls rekabetini yazdılar.

Dönemler arası karşılaştırma yapmak asla iyi bir fikir değildir. Eskileri yaşayanlar, nostaljik bir romantizmle algı kırılması yaşayıp eskiyi yüceltir. “Bizim zamanımızda şöyleydi, sonra çok bozdu” gibi bir bakış açısı, elbette doğal. Ama sportif gelişim de yadsınamaz. Her sporda sürekli bir ileri gidiş var. Atletizmde derecelere bakın, topla yapılan sporlarda topun hareket hızı ve mesafesine... Sürekli daha hızlanan oyunlardan ve güçlenen oyunculardan bahsediyoruz. Stratejik gelişim de cabası; çok daha derin taktikler, analizler, yetiştirme ve geliştirme programları var.

20 yıl önceki Chicago Bulls özel bir takımdı ama bu sezon NBA’de yer alan her takım onlardan daha iyi durumda. Philadelphia veya Brooklyn için konuşmak zor ama 2015-2016 sezonundaki Milwaukee Bucks veya Denver Nuggets bile, karşı karşıya gelse dize getirir o Bulls’u. En basitinden, o takımın üzerine inşa edildiği ‘Üçgen Hücum’ şu an geçerliliği olmayan bir düzen. Şampiyonlar Ligi’nde sarkık liberolu 5-3-2 oynamaya benzer bu durum. Ha o Bulls bu dönemde sahaya çıksa ve ona göre hazırlanmış, oynamış olsa çok şey değişir. Ama bu da dönemler arası maç yaptırmak kadar farazi bir yaklaşım.

Takımlar ve oyuncular kendi dönemlerindeki şartlarla değerlendirilmeli bu nedenle. Chicago Bulls, 90’lı yılların en efsane takımıydı. Savunmalara elle kontrol izni verildiği bir dönemdi. Üç sayı henüz bu kadar yükselmemişken ve daha sıkışık alanda bir oyun oynanırken, savunmacının rakibi elle kontrol edebilmesi büyük bir fark yaratıyordu haliyle. Nitekim NBA’de takımların daha az, yeteneğin de daha konsolide olduğu bir ortamda Bulls’un daha yetenekli takımları ve ‘görece’ daha zor savunmaları aştığını söylemek mümkün.

Ancak Golden State Warriors daha büyük bir iş başardı. Sadece bir fazla galibiyet alarak değil; dört ana noktada yaptıkları, Steve Kerr ve öğrencilerinin başarısını bir adım daha yukarıya koyuyor.

1- Çok daha gelişmiş rakip ve teknik analizi yapılan bir dönemdeyiz artık. Rakipler taktik anlamda daha derin ve daha koordine oynuyorlar. Belki elle kontrol yok ama yardım savunmaları, pozisyon bilgisi, alan kontrolü gibi alanlarda alışkanlıklar çok daha keskin bir durumda artık. Golden State Warriors, aktif oyun alanını o kadar genişletti ki hiçbir geleneksel savunma sıkıştırmasının geçerliliği kalmadı. Savunmanın oyunu boğmasına izin vermedi. İhtimal bile vermedi, bırakın izni. Chicago Bulls rakiplerini yendi, Golden State Warriors ise oyunu. En nihayetinde bütün rakiplerin bütün düzenlerini boşa çıkaran bir mucize yarattılar.

2- Phil Jackson kendi söylemişti “72 galibiyet rekorunu kırmak çok zor ama olur da bir süper takım çıkarsa bunu ancak bir Doğu takımı başarabilir” diyordu. Bunun temel bir sebebi var. Amerika devasa bir kıta. NBA takvimi anormal yoğun. 170 aktif günde 82 maç yapıyor takımlar. İki günde bir maç ve 41 deplasman. Bu, dört günde bir seyahat anlamına gelir. NBA takımlarının büyük çoğunluğu orta ve Doğu bölgesinde yer alıyor. Bu sezon Warriors, toplam 86 bin kilometre kat etti. O Bulls, 59 bin kat etmişti. Neredeyse fazladan bir dünya turu attılar yani.

3- NBA, tarihinin en zengin oyuncu havuzuna sahip şu anda. Belki 1996’da yetenek biraz daha konsolideydi ama artık yetenek havuzu o kadar zengin ki... Hiçbir dönemde bu denli çok sayıda süper yıldız, yıldız ve iyi parça olmamıştı NBA’de. ABD dışı yetişen oyuncuların akını, daha doğru ve komple oyuncu yetiştirme prensipleri, daha güçlü jenerasyonların birleşimi ile yetenek çıtasının inanılmaz seviyeye çıktığını görüyoruz. Ayrıca Warriors, bu sezon biraz kan kaybetse de zorlu takımların olduğu Batı’da başardı bunu. Bulls döneminde; Indiana, New York ve Orlando dışında Doğu’da üst düzey takım yoktu.

4- Golden State Warriors, bu sezon kendisi dışındaki en iyi beş takım; San Antonio Spurs, Oklahoma City Thunder, LA Clippers, Cleveland Cavaliers ve Toronto Raptors’a karşı oynadığı 15 maçta 14 galibiyet aldı. NBA’de 50 galibiyetin üzerine, yani elit seviyeye çıkan takımlar bunlar. 15 maçta 14 galibiyet!

Sonuç: 1996 model Chicago Bulls ile 2016 model Golden State Warriors’ı karşı karşıya getiren bir seri, 4-0 Warriors üstünlüğü ile sona erer ve hiçbir maç 20 sayıdan az farkla bitmez. / Kaan Kural

Hiçbir geçerliliği olmayan bir yazı yazmak biraz tuhaf geliyor ama yapacak bir şey yok. Sonuçta, buradaki tezlerimi teyit edecek ya da yalanlayacak somut bir cevap var mı? Sanmıyorum. O yüzden bunu, biraz ‘sanal’ bir yazı gibi düşünün. Yani, elmalarla portakallar bile değil mukayese konusu olan...

Konuya dönelim; 1996 model Chicago Bulls ile 2016 model Golden State Warriors karşılaşsa ne olur? NBA tarihinin en iyi 50 oyuncusundan biri olan Scottie Pippen, bu soruyu “Golden State’i süpürürdük” iddiasıyla cevapladı. Ancak mevzu biraz daha karışık gibi...

İlk sorum şu: Hangi NBA’in kurallarıyla oynanacak? Bugünün kurallarıyla oynanacaksa Golden State avantajlı olur, 1996’nın kurallarında ise avantaj büyük farkla Chicago’ya geçer. Zira o dönemde, NBA’de Amerikan futboluna en yakın basketbol oynanıyordu. Gerçi NFL de eski NFL değil ama neyse...

Ayrıca, NBA tarihinin en büyük yıldızlar grubu 90’lı yıllarda oynadı. 80’li yıllar da Magic ve Bird’e ait çok özel bir dönemdi ama 90’lara baktığımızda başta Jordan olmak üzere, yok yoktu. Bu kadar süper yıldızın forma giydiği bir ligde, kolay maç sayısı da haliyle daha azdı.

İki takımı kıyaslarsak aslında benzerlikleri fazla. İkisinin de pivotu Avustralyalı olup NCAA’lerde pişmişti; Andrew Bogut ve Luc Longley. Bogut’un sakatlıkları olmasa bu, Golden State’in belki de en ağır bastığı eşleşme olurdu. O zamanki NBA sertliğinde kaç maçta forma giyebileceği tereddüt yaratsa da Bogut burada öne çıkıyor. Dört numarada Dennis Rodman ve Draymond Green var. Evet, Green masaya hücum açısından daha fazlasını getiriyor ve savunmada da kötü değil ama Rodman, belki de Bill Russell’dan sonra savunması ve ribauntlarıyla maça ağırlık koyabilme özelliği açısından NBA’in gördüğü en iyi isim. Bir de o akıl oyunları var ki Green’in beynine girer ve dengesini bozarmış gibi geliyor bana. Bu nedenle Rodman diyorum.

Ron Harper mı, Harrison Barnes mı? Esasında Harper, Jordan beyzbolu denediğinde kendisinin hücum eksiğini doldurmak için alınmıştı. Ama Jordan’ın dönüşüyle 20 küsur sayı ortalamalı kariyerinde yeni bir sayfa açtı ve “Ne iş olsa yaparım abi” bölümünü seçti. Çok da faydalı oldu. Barnes da benzer tutum içindeki başka bir takımda çok daha skorer olabilir. Sayı potansiyelinde de -en azından Bulls dönemindeki- Harper’ın önünde ancak Harper’ın en büyük özelliği, play-off’larda kendisinden ne bekleyeceğinizi net olarak bilebilmenizdi. Bulls ile altı play-off sezonu oynadı; en skorer yılında 11.5, en verimsiz yılında ise 9 sayı ortalama tutturdu. Ribaunt, asist ve top çalmalarda da benzer bir istikrar görmek mümkündü. Bu yüzden, az farkla da olsa Harper demem gerekiyor.

Splash Brothers ile Jordan-Pippen eşleşmesine gelelim... İlk olarak Scottie Pippen’ın bu seride sadece Klay Thompson’ı değil belki Bogut hariç herkesi tutabileceğini ve herkesle eşleşebileceğini düşünüyorum. Burada Phil Jackson’ın ne düşüneceği önemli. Pippen’ı Stephen Curry ile eşleştirebilir ancak maçın en kritik bölümlerinde bu görevi, kendisinin tahtına göz dikmiş Curry’ye karşı Jordan’a vereceğini tahmin ediyorum. Jordan bu tür meydan okumalara bayılırdı. Böyle eşleşmelerde, savunma anlayışı ve odaklanması başka bir boyuta geçerdi. Steve Kerr -bence- iki süper yıldızını, Jordan ve Pippen ile eşleştirmekten kaçınacak, Jackson ise tam tersi, kendi süper yıldızlarını Curry ve Thompson ile eşleştirmeyi -özellikle de kırılma anlarında- tercih edecektir; çünkü fiziksel olarak Jordan-Pippen ikilisi çok ağır basıyor. Yani avantaj Bulls’ta.

Rotasyon oyuncularına gelirsek; Toni Kukoc gibi bir yedeği olmayan Steve Kerr, Andre Iguodala ve Festus Ezeli ile atletizm avantajını kullanabilir ve takımı kısaltarak, Bulls’u uzun süre atletizm açısından yetişemeyeceği bir beş ile karşı karşıya bırakabilir. Bulls’ta Kukoc dışındaki yedekler, -başta da şimdi Warriors’ın başında olan Kerr olmak üzere- rollerini çok iyi biliyorlardı ancak kapasite ve atletizm olarak Warriors’ın yedekleri ağır basıyor.

Ve tabii ki Phil Jackson ile Steve Kerr eşleşmesi. Karşılaştırmaya girmek Jackson’a ayıp olur. Kerr yanına, sadece bu sezon o yokken yıldızı parlayan asistanı Luke Walton’ı değil, danışman olarak babası Bill Walton’ı da alsa, NBA tarihinin en iyi üç-dört koçundan biri olan Jackson’a karşı çok toy kalır. Her haliyle Zen Master!

Sonuç: Pippen’a ‘süpürme’ konusunda hiç katılmamakla birlikte, 4-2 Bulls diyorum. / Murat Murathanoğlu

Socrates Dergi