
Zamanı Değiştirmek
5 dk
'70'ler' ana konulu 85'inci sayımızın girişinde Caner Eler'in kaleminden Münih 1972'de oynanan SSCB-ABD finali yer alıyor.
"Hep zamanın bir şeyleri değiştirdiğini söylerler ama aslında onları sizin değiştirmeniz gerekir." -Andy Warhol
1970'ler sinemasının mihenk taşlarından Akbabanın Üç Günü filminden bir diyalog çok akılda kalıcıdır. CIA'in ABD ve teşkilat ile ilgili dünyada yayımlanmış bütün kitap ve dergileri tarama görevi verdiği 'Akbaba' kod adlı memur Joe Turner, çeşitli olayların akabinde elinde silahla, CIA Orta Doğu operasyonlardan sorumlu direktör yardımcısı Leonard Atwood'un karşısında bulur kendini. Yaşananları sorgular:
Turner: "Bir grup lanet olası kitabın operasyonlarla ne ilgisi olabilir? Felemenkçe bir kitabın, Venezuela'dan bir kitabın, Arapça gizemli öykülerin..."
Leonard Atwood: "Bekle, dur"
Turner: "Bu kadar önemli olan lanet şey ne? Petrol rezervleri. Petrol öyle değil mi? Tüm bu lanet şey petrolle ilgiliydi. Öyle değil miydi?"
Atwood: "Evet, öyleydi."
1970'ler siyasi ve toplumsal olayların yoğun olduğu bir dönemdi. Türkiye 12 Mart'ı, Kıbrıs Harekatı'nı ve iç çalkantıları yaşarken, dünyada da OPEC krizi nedeniyle petrolün yarattığı büyük ekonomik çalkantılar, Mao'nun ölümü, Latin Amerika'nın kesik damarları ve diktatör Pinochet'nin Şili'deki kanlı yükselişi, İran Devrimi, Afrika'daki karışıklıklar derken aslında dolaylı yollardan Soğuk Savaş'ın yoğun etkisi hissediliyordu. John Lewis Gaddis'in Soğuk Savaş adlı kitabında anlattığı gibi iki süper gücün stratejik konumdaki ülkeleri yanlarına çekmeye çalışmasıyla Asya'dan Güney Amerika'ya yayılan mücadelede tüm dünyada nüfuz alanları değişmişti. İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesiyle ABD ve SSCB arasında başlayan, Doğu Almanya gibi bir ülkeyi, NATO'yu ve Varşova Paktı'nı yaratan bu siyasi, ideolojik ve güç çekişmesinin kaçınılmaz mücadele alanlarından biri de spordu. Kültürel ve sportif hegemonya çok önemliydi. Henry Kissinger'ın bizzat arayıp gitmeye ikna ettiği Bobby Fischer'ın Boris Spassky ile oynadığı dünya satranç şampiyonluğu maçı, Pinpon Diplomasisi, tüm spor dallarına yayılan rekabet ilk akla gelenlerdi. Uç noktaya ise 1972 Münih Olimpiyat Oyunları Erkekler Basketbol Finali'nde çıkıldı.
"İki kutuplu dünyada ABD-SSCB çekişmesi hemen her alanda sportif olmanın ötesine geçmiş, madalya sıralaması sanki 'Dünyanın hâkimi kim?' sorusuna cevap veren kriterlerden biri gibi görülür olmuştu. Sovyetler, basketboldaki ABD tekelini kırmak istiyordu." Yiğiter Uluğ, Ağustos 2016'da yayımlanan sayımızda o maçı bu sözlerle kaleme almıştı. Bir maçtan çok daha ötesiydi. 1970'lerin Küba Füze Krizi gibi agresif benzetmeler bile yapılıyordu.
Dünyanın yaşadığı karmaşanın ağır trajik bir yansıması olan Münih Katliamı'nın üzerinden sadece dört gün geçmişti. Saldırıda o kadar insan hayatını kaybetmesine ve yaşanan şoka rağmen 34 saatliğine oyunlara ara verildikten sonra komite devam etmeye karar verdi. SSCB ile ABD basketbol takımları da karar sonrası final maçı için parkedeki yerlerini aldılar. ABD, üst üste yedi altın madalya ile tarihteki 63 olimpik turnuva maçını da kazanmıştı. SSCB ise son Avrupa şampiyonuydu. Münih'te güçlü Yugoslavya'yı devirmişlerdi ve dahası takım olarak 400 maça çıkmış olmanın özgüveni ile ABD karşısındaydılar. ABD tarihinin en genç kadrosu ise turnuva öncesinde sadece 12 hazırlık maçına beraber çıkmıştı…
Guard'ları Sergei Belov'un önderliğinde SSCB takımı maçı önde götürdü ama ABD'liler maç içinde iki önemli pivotlarını diskalifiye ve sakatlıktan kaybetmiş olsa da geri dönmeyi başarmıştı. Hatta üç saniye kala Doug Collins'in serbest atışlarıyla da 50-49 öne geçmişlerdi. İşte ne olduysa tam o andan sonra oldu. ABD'liler zaferi kutlarken SSCB kenar yönetimi masaya itiraz etti. Collins'in ikinci atışında mola istemişlerdi ama masa bunu fark etmemişti. Karşılaşma 3 saniye kala dip çizgiden yeniden başlatılsa da Sovyetler sayıyı bulamadı, sevinen yine ABD olmuştu.
SSCB ekibi, bir kez daha hakem masasını ziyaret etti. Bu kez gerekçe maç saatiyle alakalıydı. FIBA'nın kararı yine SSCB lehine olmuştu. ABD'liler sahadan çekileceklerini söyleseler de yetkililerin araya girmesiyle tekrar parkeye çıktılar. Teknik faul olmasın diye ABD'den baskı gelmeyince Ivan Edeshko kendi pota altından, rakip pota altına o ikonik pası attı ve pota altında topu alan Sergei'in kardeşi Aleksandr Belov daha da ikonik basketi buldu.
Bu sefer ABD takımı haksızlığa uğradığını düşünerek kararı protesto ediyordu. Hatta gümüş madalyalarını almak için seremoniye dahi çıkmadılar. SSCB hegemonyaya son verip bu bitmek bilmeyen maçı 51-50 kazanmıştı. ABD'liler özellikle "Amerikalılar haklı olduklarını düşünseler de kaybetmeyi öğrenmeliler" diyen FIBA Genel Sekreteri William Jones'un sahaya inip süreyi tekrar 3 saniyeye getirmesine itiraz etmişti. Resmi itirazı görüşen beş üyeli komiteden 3'e 2 oyla SSCB lehine karar çıktı. Küba, Polonya ve Macaristan temsilcileri Sovyetlere oy verirken, İtalya ve Porto Riko oylarıysa ABD'ye gider. Oylama tam da dünyaya hâkim kutuplaşmanın bir tezahürü gibidir…
Socrates Dergi'nin 7. yaş gününü kutlamak amacıyla 1970'lere ayırdığımız Nisan 2022 sayısında bu yoğun onyıldan her şeye maalesef yer veremedik. Ama Soğuk Savaş döneminin sembol hikâyesiyle başlayıp son sayfalarda başkalarının gölgesinde kalanlara kadar uzandık. Sayfalar boyunca önceki yedi yıldan bazı izler de bulabileceğiniz zengin bir muhteviyat oluşturmaya çalıştık. Hem bu sayıda hem de yedi yıl boyunca Socrates Dergi için farklı şekillerde emek veren herkese dergi ekibi adına sonsuz teşekkür ederim.
Soğuk savaşın maalesef tüm sıcaklığıyla hortladığı bugünlerde dünyadaki tüm işgallerin, savaşların ve şiddetin bitmesi dileğiyle...
Bu sayı; zamanın bir şeyleri iyileştirmesini, değiştirmesini beklemeyip bu yolda usanmadan çabalayanlar için...

