Futbol Sahasında Kimlere Yer Var?

5 dk

Futbol asla sadece futbol değildir, bu tamam. Ama futbol asla sadece erkek futbolu da değildir. Kadınların kendilerini ispat mücadelesini, 5Harfliler’den Denzi Deng anlattı.

Futbol deyince aklımıza neler geliyor? Büyük kulüpler, devasa sahalar, yıldız futbolcular, marka sponsorlukları, milyonlarla ifade edilen transfer ücretleri, sektörde dönen para miktarıyla doğru orantılı skandallar ve tartışmalar, destekledikleri takımların ve hayranı oldukları oyuncuların her hareketini yakından izleyen taraftarlar, dünyanın dört bir yanında dev ekranlarda yayınlanan maçlar… Peki futbol bu görüntülerden, yani ana akım erkek futbolundan mı ibaret?

Bu noktada kadın futbolundan söz açmak ve Türkiye’de üç lig, 100’e yakın takım, 5 binin üzerinde lisanslı kadın futbolcu olduğundan bahsetmek gerek. Yıllar içinde artan lisanslı kadın futbolcu sayısı federasyonun bir lütfu değil; aksine kadın futbolu hâlâ amatör statüde oynanıyor, UEFA’dan kadın futbolu için gelen bütçenin takibi yapılmıyor, futbolcu maaşları yetersiz, çoğu futbolcunun ek iş yapması ve kısıtlı antrenman olanakları uluslararası başarıların önünde engel teşkil ediyor, canlı maç yayını olmaması ve medyanın ilgisizliği ise kadın futbolcuların varlığını da yaşadıkları sorunları da görünmez kılıyor.

Tabii cinsiyet eşitsizliğine giden yolda ikili cinsiyet sisteminin rolünü akılda tutmak gerek. Kadın ve erkek kategorilerinin kendi içlerinde yarışması şeklinde süregelen spor müsabakaları, doğuşta atanan cinsiyete (belki iki cinsiyete de) ait hissetmeyen ya da kendi cinsiyetinden beklenen performansları göstermeyen bedenlerin yerlerini bulmakta zorlandıkları alanlar.

Hele bazı spor dallarının erkeklere mahsus ve erkeklerin tekelinde olması, neredeyse oyun kurallarından biri haline gelmiş; belli bedenler ve söylemler meşru kılınırken bazıları da önyargılar ve kalıplaşmış düşünceler sebebiyle bu alanın dışına itiliyor. Bu önyargıların en yaygınlarından biri; futbol oynayan tüm kadınların ‘erkek gibi’ olduğu, hatta beden performansıyla cinsel yönelimi eşdeğer tutan sorunlu bir çıkarımla, hepsinin lezbiyen olduğu görüşü, Türkiye’yle sınırlı olmayan genelgeçer bir algıyı yansıtıyor.

Türkiye’de kadınlar liginin 2003 yılında ‘sağlıklı bir lig için’ şiarıyla üç sezon kapatılması ve tüm futbolcuların lisanslarının iptal edilmesi, ligdeki lezbiyenlik tartışmalarıyla ilişkilendirilmişti. Benzer şekilde geçen yıl, İtalya Futbol Federasyonu (FİGC) Kadın Futbolu Dairesi Başkanı Felice Belloli, kadın futbolunu kast ederek “Yeter artık, bir grup lezbiyene para vermeyi bırakın” dedi. Norveçli kadın futbolcuların karşılaştıkları önyargılar hakkında yaptıkları We Suck at Football adındaki sahte-belgesel yine bu iddiayla dalga geçerken; ABD, İngiltere, Brezilya gibi farklı coğrafyalarda spor sosyolojisi alanında yapılan çalışmaların bu ‘etiketleme’ meselesini sorunsallaştırmakta ortaklaştıklarını görebiliyoruz… Peki bu ortak algıyla sorunumuzu nasıl çözeceğiz? “Tüm kadın sporcular heteroseksüeldir ve feminendir” mi diyeceğiz yoksa normatif kadın temsiline uymayan beden performanslarının ve diğer cinsel yönelimlerin maruz kaldıkları ayrımcılığa itiraz mı edeceğiz?

Cinsiyetlendirilmiş bir alan olarak futbol, kadın futbolculara dair yargılara karşı söz üretirken ‘futbol oynamasına rağmen kadınlığından bir şey kaybetmeyen futbolcu imgesi’ yoluyla tekil bir kadınlık algısını güçlendiriyor. Oysaki heteronormatif kadın temsilinde kendisini rahat hissetmeyen pek çok insan için futbol sahası, akışkan ve özgürleştirici bir alan işlevi de görüyor. Açık lezbiyen ve biseksüel kimlikleriyle sahada var olan dünyaca ünlü pek çok kadın futbolcu, cinsiyet ve cinsel yönelim ayrımcılığına karşı yaptıkları çalışmalarla hem futboldaki hâkim algıları ters yüz ediyor hem de kendisini futbol yoluyla ifade edebilen pek çok kişi için güçlendirici örnekler oluyorlar. Türkiye özelinde benzer bir iddiada bulunabilmek için henüz erken olsa da Atletik Dildoa, Sportif Lezbon ve Queer Park Rangers takımlarının endüstriyel futbol karşıtı liglerde yer almasını, kadın ve LGBTİ görünürlüğü açısından önemli bir gelişme olarak yorumlayabiliriz.

Bitirirken meseleyi birkaç cümleyle özetlemek gerekirse; futbol sadece erkek futbolu değildir. Kadınlığın da erkekliğin de ‘aslına uygun’ temsilleri yoktur. İnsan biyolojisini ve yaşam alanlarını, elbette spor hariç değil, iki cinsiyet kategorisiyle açıklamak ve buna göre şekillendirmek kısıtlayıcıdır. Bu nedenle, futbol oynamakta ısrar eden bedenlere yöneltilen cinsiyetçi, homofobik ve transfobik tepkileri birbirinden ayrı düşünmemek gerekir. Bu tepkilerin iş birliği karşısında, futboldaki yerimizin, sahayı kontrol ve istila eden bedenlerin birbirlerine öfkelerini göstermek için kullandıkları küfür sözcüklerinden ibaret olmadığını dayanışma içinde dile getirmeliyiz.

Socrates Dergi