
Kabuğunu Kırmak
8 dk
Doktorların "Günde 15 dakika tekerlekli sandalyeye belki oturabilir" dediği Okan Aracagök, triatloncu Mert Onaran'la birlikte imkânsızı başarıp 42 kilometre koştu. İkili, hikâyelerini Socrates'e anlattı.
Yazıya "İzmir'de güneşli bir perşembe sabahı" diye başlamayı çok isterdim ancak bu, yüz yüze gerçekleştirilen bir sohbetin giriş cümlesi olabilirdi. Pandemi dolayısıyla hayattaki pek çok şey gibi röportajlar da online ortamlara kalmış durumda. Şimdi de bilgisayar başındayım ama bu, işittiklerimin etkileyiciliğini azaltmıyor. Zira mikrofonun diğer iki ucunda çok özel bir öykünün parçası olan Okan Aracagök ve Mert Onaran var.
Okan Aracagök henüz 16 yaşındayken yaşlı bir kadına yardım etmek için 2,5 metre yükseklikten suya atlıyor ve ne yazık ki boynunu kırıyor. Doktorların "Belki günde 15 dakika tekerlekli sandalyeye oturabilir" dediği Okan, kendi deyimiyle vücudunu sıfırdan eğitiyor. Emekleme, yürüme egzersizleri, ağırlık çalışmaları… 2016'da triatloncu Mert Onaran'la birlikte serüvenine başlayan Aracagök, gün geliyor tam 42 kilometre koşmayı başarıyor.
Elbette ikilinin yollarının nasıl kesiştiğini merak ediyorum ancak öncelikle Mert Onaran'a spora başlama hikâyesini soruyorum: "Ege Üniversitesi Spor Yüksekokulu mezunuyum. Kız kardeşimle beraber küçük yaşta yüzmeye başladık. Daha sonra baktık ki atletizme yeteneğimiz var, triatlona geçmeyi uygun gördük. Akabinde ikimiz de kısa sürede başarılar elde edip milli takıma seçildik. Büyüklerde Balkan şampiyonluğum, Avrupa Kupası üçüncülüğüm, Türkiye şampiyonalarında derecelerim var. Şu sıralar milli takım antrenörlüğü yapıyorum." Okan Aracagök'e dönüyor ve Mert Hoca'yla yollarının nasıl kesiştiğini soruyorum. Pınar Karşıyaka'nın EuroLeague serüveninin başladığı sezonu işaret ediyor: "2015 sonu 2016 başı gibi Mert Hoca'yla ortak bir arkadaşımız vardı. Bir gün aradı, 'Karşıyaka One Team adında bir koşu grubu var, engelliler için farkındalık yaratmak istiyorlar. Katılmak ister misin?' diye sordu. Seve seve katılacağımı söyledim ve Mert Hoca'yla tanıştım. O gün bugündür birlikte koşuyoruz."
Toyota Türkiye YouTube kanalında yer alan 42 İmkânsız Kilometre belgeseli -izleyen herkes gibi- beni de etkilemişti. Belgeselde imkânsız görülebilecek bir hedefin nasıl adım adım aşıldığını, hangi eşiklerin atlandığını görmek mümkün. O eşiklerden en çarpıcı olanını, anneler gününde yaptığı şeyi soruyorum Aracagök'e: "Kaza sonrasında fizik tedaviye başlamıştım. Doktorum Prof. Dr. Bilge Kara sağ olsun, beni hiç yalnız bırakmadı. Normalde fizik terapi seansları ortalama bir-bir buçuk saat civarında olur ancak bizim bir seansımız altı-yedi saate varıyordu. Yoruyordu ama bunun karşılığını da alıyordum. Karşılığını alıyordum diyorum ama bu hemen oluşan bir şey değildi, kum tanelerini üst üste koyuyorduk âdeta. Vücudu sıfırdan eğitiyorsunuz çünkü. Baston desteğiyle ayağa kalkabildiğim oldu ama bu benim için yeterli değildi. Evde olduğum zamanlarda egzersiz yapardım sık sık, duvardan hafif destek alarak adım atmalar vesaire… Anneler gününde de anneme 'Sana bir şey göstereceğim' dedim. Hiçbir destek almadan 14 saniye ayakta durdum."
Okan Aracagök'ün bahsetmiş olduğu yoğun fizik tedavi seansları onun özgürlük olarak gördüğü koşuyla da buluşmasını sağlamış. Yine kendisinden dinleyelim: "Diğer sporlar hep ekstra bir materyal gerektirir ama koşmayı çıplak ayağınızla dahi yapabilirsiniz. Esen rüzgârı, yağan yağmuru, özgürlüğü tadabilmek aslında benim için koşmak. İşe giderken, bakkala giderken, okula giderken… Koşmak, hayatın her ânında olduğundan benim için özgürlük demek."
42 kilometrelik maratona uzanan serüvenin diğer tarafında da Mert Onaran var. Tekerlekli sandalyesiyle yarışan Aracagök'e kendisini bir kemerle bağlıyor ve önde koşuyor, aynı zamanda bir kılavuz oluyor. Ama kemerden öncesi de mevcut: "Okan'la serüvenimizin başında ben onu arkadan tutarak itiyordum. Ancak tutma yerleri boyuma göre aşağıda kaldığından koşarken belimi ağrıtıyordu, eğik bir pozisyonda koşuyordum. Bir gün Okan'a sordum, 'Kemer gibi bir şeyle bağlayıp bir de öyle koşmayı denesek mi?' diye, 'Olur hocam' dedi. İlk olarak İzmir Fuarı'ndaki alanda denedik ve memnun kaldık. Nerede hızlanmalıyız, nerede durmalıyız… Bunların hepsini kavradıktan sonra zamanla birbirimize alıştık. Elbette aksilikler, kazalar yaşandı. İpe bakmayıp aramıza girenler oldu, Okan'ın yere düştüğü anlar oldu… Mesela koşucular normalde kasisleri veya çukurları normal hızlarında aşabiliyorken biz yavaşlıyoruz. Ya da yolda pet şişe varsa bu onları pek etkilemiyor ancak ben Okan'ın önünde koşarken pet şişeleri tekmeleyerek koşuyorum. Ön tekerlekler çok küçük olduğundan azami dikkati göstermem gerekiyor. Ama bu serüvene çıktığımızda yaşayacaklarımızı bildiğimizden bunlar bize zorluk gibi de gelmiyor."

"İmkânsızlar bizim için hep değişiyor. İlk, beraber koşabilmekti, sonra 10K oldu, 21K, en son 42K…"
Hiç kuşkusuz Mert Hoca'nın Aracagök'le koşması onun için farklı bir deneyim. Bu süreçte hayatında nelerin değiştiğini şöyle anlatıyor: "2012'de profesyonel spor kariyerimi noktalamıştım, antrenör olarak devam ediyordum. 2015 yılı sonunda bu proje başladığında Okan'la birlikte yeniden koşmaya başladım. Beni spora geri döndürdü bir anlamda. Önümüzdeki yıl Ironman'de Dünya Şampiyonası'na gidip ülkemizi temsil edeceğim. Bunun dışında tabii ki dezavantajlı bireylerimizin yaşadıklarını görmemi, daha çok empati yapmamı sağladı. Proje öncesinde de bu konuya önem veren biri olduğumu söyleyebilirim fakat Okan'la ve projedeki diğer arkadaşlarla birlikte olduktan sonra günlük hayatta daha da sorumluluk sahibi oldum. Daha önceleri koşmak benim için 'Çalış, antrenman yap, kazan ve keyfini çıkar' şeklindeydi ama Okan'la birlikte sanki basketbol, voleybol oynuyormuşuz gibi oluyor. 'Biz kazandık' diyoruz.
Bu projeyle birlikte farklı bir misyonumuz da oluştu. Bir süre önce Okan'la birlikteyken biri mesaj attı. 'Hocam beni ara, hayat memat meselesi' yazmış. Konuştuğumuzda öğrendim, beyin felci geçirmiş ve sol tarafı felçli kalmış bir kardeşimizmiş. 'Ben ötanazi istiyorum. Hayata inancımı kaybettim, lütfen bir şeyler söyle ki beni hayata bağla' dedi. Okan'la birlikte 45 dakika konuştuk onunla, kapattığımızda da teşekkür etti ve onu motive ettiğimizi söyledi. Okan'ın savaşı diğer insanlara da örnek oluyor."
Aracagök'e dönüyorum ve bir nevi yoldaşı olan Toyota Türkiye'nin mobilite açısından kendisine nasıl yardımcı olduğunu soruyorum: "Mobilite sadece araçla bir yerden bir yere gitmek değil. Bir noktadan bir noktaya ulaşabiliyorsan mobilite var demektir. Toyota da bu işi sadece otomotiv sektöründe değil, insanın olduğu her yere dokunarak yapmaya çalışıyor. Bu süreçte bize çok destek verdiler. İstediğimiz yere ulaşmamız için hep yanımızda oldular."
Zorluklar elbette hiç bitmiyor, bitmeyecek de. Ama sonuçta Okan Aracagök ve Mert Onaran 42 kilometreyi koşarak bir imkânsızı geride bıraktı, sırada nelerin olduğunu soruyorum. Ortak yanıtlıyorlar: "İmkânsızlar bizim için sürekli değişiyor. İlk başta beraber koşabilmekti, sonra 10K oldu, 21K, en nihayetinde 42K… Biz 3 saat 10 dakikada koştuk 42 kilometreyi ki esas hedefimiz 3,5 saatti. Bu derece, yaş grubumuzda tek koşan atletler arasında da altıncı sırada. Kürsüye de pek uzak değiliz yani. Bunu on dakika daha hızlı koşup üç saat altına inebilir miyiz? Neden olmasın… Bir diğer isteğimizse altı majör maratonu koşabilmek. Altısını birden tek yılda koşamayız ancak yıllar içerisinde bunu da başarmak isteriz."
