• Dosya

Türk Ekolü

Mete Gazoz'un olimpiyat altını, sporumuzun en görkemli başarıları arasında çoktan yerini aldı. Tarihi, kahramanlarından dinledik.

Seksenlerin sonunda dünyaca ünlü İtalyan antrenör Mario Codispoti'nin ülkeye ayak basmasıyla birlikte Türk okçuluğunda yeni bir çağ açıldı. Doksanlı yıllarda Natalia Nasaridze önderliğinde başarılar kazanan sporcu grubu, dünya çapında adımızı duyurmaya başlamıştı bile. Türkiye, hemen hemen her olimpiyata sporcu gönderen bir sistem oluştururken Cumhur Yavaş ve Göktuğ Ergin gibi çalıştırıcılar da ülke sporuna vizyon katmaya devam etti. Tüm bu adımlar neticesinde ortaya çıkan 'Türk ekolü', 2020 Tokyo'da en özel meyvesini Mete Gazoz'un altın madalyasıyla verdi. Tanıkları, kırk yıllık geleneği anlatıyor...

1 | İlk Adımlar

"Geç kalınmış başarı..."

Cumhur Yavaş (Eski Milli Takım Antrenörü): 1982 yılı, okçuluğun tırmanmaya başladığı dönemdir. Şu anda Dünya Okçuluk Federasyonu Başkanı olan Uğur Erdener, 1982'de Türkiye Okçuluk Federasyonu'nun başkanlığına geldi ve gelişmeye başladık. Ben ilk dönemlerde sporcuydum, 1986 yılında teknik kadro olarak birkaç arkadaşımla beraber bu işi devraldık.

Şevket Furkan Erbay (Gazeteci): Uğur Erdener, 80'lerin sonunda İtalyan antrenör Mario Codispoti'yi bu sistemin başına geçirdi. İtalya o dönem dünyanın bir numaralı ülkesi. Onunla beraber Türkiye, dünya şampiyonalarına katılıp ara sıra madalya alan bir ülke haline geldi.

Cumhur Yavaş: 1988'de gelen Codispoti ile aşağı yukarı 15-16 yıl çalıştık, birkaç olimpiyata gittik...

Göktuğ Ergin (Milli Takım Antrenörü): Codispoti'nin ardından 1991-92 yıllarında Natalia Nasaridze ülkemize geldi ve Türk vatandaşı olarak Türkiye adına yarışmaya başladı. Onunla birlikte antrenörü de Türkiye'ye gelmişti. Vladimir Lekveishvili de tıpkı Mario gibi önemli işler yaptı.

Şevket Furkan Erbay: Seksenlerin sonunda atılan bu temel doksanlarda epey yukarı çıktı. Üç tane olimpiyat dördüncülüğü, tüm olimpiyat oyunlarına ara vermeden katılmak gibi şeyler çok önemlidir. Bazen beş kişiyle bazen altı kişiyle ama mutlaka katıldık. Hiç boş geçmedik yani. Boş geçmediğimiz çok az spor vardır.

Göktuğ Ergin: Ben 1996'da okçuluğa başladım, 1998'de milli oldum. 2000'li yıllarda, özellikle Sidney Olimpiyat Oyunları ile birlikte takımın etrafında, içinde olan bir sporcuydum. 2008 Beijing'te yarışma fırsatı buldum.

Şevket Furkan Erbay: Okçuluk bu anlamda örnektir Türkiye'de. 10-15 yıldır aynı ekiple çalışıyorlar. Kadınlar takımının başındaki Natalia Nasaridze, Türkiye'nin gelmiş geçmiş en büyük okçularından biri. Erkeklerde de çok kariyerli bir okçu olan Göktuğ Ergin var. Tabii onlar bayrağı Cumhur Hoca'dan devraldı.

Göktuğ Ergin: Uğur Erdener, 2005'te Dünya Okçuluk Federasyonu başkanı oldu. Arkasından Sayın Abdullah Topaloğlu başkanımızın federasyonda göreve gelmesiyle birlikte başka bir atılıma daha yelken açıldı. O dönem 2004 Dünya Şampiyonası'nda bütün altın madalyaları kazanan Güney Kore'nin başantrenörü Kim Jongho ülkemize geldi. 2008'in başından 2011'e kadar onunla çalıştık. Yani ben sporculuk hayatıma baktığımda; İtalyan ekolü, Sovyet ekolü ve hâlâ dünyanın en iyisi olarak kabul ettiğimiz Güney Kore ekolü ile çalışma şansı buldum.

Metin Gazoz (Mete Gazoz'un Babası, Eski Milli Takım Antrenörü): Bunların hepsi bir tuğla veya kilometre taşı gibi. Çok kıymetli çalışmalar. En azından o dönem için olabilecek en iyileri yapılmış. Ama geldiğimiz noktada bugün her şey yerli. Hocasıyla, sporcusuyla, kulübüyle…

Şevket Furkan Erbay: Tabii bu sistemi kuruyorsun ama sistem de yeterli olmuyor. Bir de yetenekli bir kuşağın denk gelmesiyle oluyor bu işler. Kore'de o yetenekli kuşak sürekli var mesela. Türkiye şu anda hem bu sistemin meyvelerini yiyor hem de harika bir genç kuşak denk getirmiş durumda.

Göktuğ Ergin: 2008 Beijing'te atış çizgisinde yaş ortalaması otuzlara dayanmış, boy kilo endeksine baktığımızda çok da atletik yapılarla karşılaşmadığınız, daha ziyade tecrübeye dayalı, rakiple akıl oyunları oynamaya çalışan bir dünya okçuluğu vardı. 2008 sonrasında Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa'daki birkaç ülke antrenman bilimini yavaş yavaş kullanmaya başladılar. Ben 2013'te göreve başladığımda kendime koyduğum hedeflerden biri antrenman bilimini okçuluğun içine sokmaktı.

Şevket Furkan Erbay: Bir sürü olimpik okçu var Türkiye'de ama Göktuğ Ergin bambaşka. Ona takımın tüm teknik sorumluluğunu veren ve on yıldır arkasında duran federasyon başkanı da bence başarılarda pay sahibi. Çünkü Türkiye'de başka federasyonlarda böyle bir stabilite de yok.

Yasemin Ecem Anagöz (Milli Sporcu): Göktuğ Hoca öyle grafikler çıkarıyor ki borsa grafikleri gibi. Bütün puanlarımızı yazıyoruz, daha sonrasında nabız grafiklerini çıkarıyor... Göktuğ Hoca, 2013'te bu sistemi başlattığında çevresindeki çoğu insandan tepki aldı. O zamanlar okçulukta 'fitness'ın bu denli yeri yoktu. Biz bu sistemin ilk yetişenleri olarak Göktuğ Hoca'yı haklı çıkardık. Eskiden kulüplerde gidip iki saat ok atılırdı sadece.

Mete Gazoz (Milli Sporcu): Bu sistemin başarısını çok önceden ispatlamaya başlamıştık zaten. Özellikle de 2016'da başlayan yükselişle... Artık çıtayı biz belirleyeceğiz. Yapmamız gereken tek bir şey var: Sistemi devam ettirip arkamızdaki ekibe güvenmek.

Şevket Furkan Erbay: Sadece Mete Gazoz ve Yasemin Ecem Anagöz de yok bu arada. Dört bir taraftan donatılmış bir sistem var. Mete'den, Yasemin'den sonrası da gelecek yani… Şu an "Reklamlarda oynayan gözlüklü çocuğu denk getirdiler, o da madalyayı aldı" diye bakanlar var. Özellikle bunun vurgulanması için altını çiziyorum: Denk gelmiş bir başarı değil bu. Hatta geç kalmış bir madalya bile diyebiliriz.

Göktuğ Ergin: Koreli antrenörle konuşurken bana sistemin onlarda şöyle çalıştığını anlatırdı: "Ben sporcuya söylerim, yaparsa kalır, yapmazsa gider. Yapan onun yerine gelir." Ama Türkiye'de çok böyle şanslarımız yok. Büyük havuzun, kendisini ispatlamış sporcuların içinden seçip olimpiyata götürmüyoruz. Biz yetenek olarak tespit ettiğimiz, birikimimizi eklediğimizde ileride bize bir şeyler kazandırabileceğini düşündüğümüz sporcuları tespit edip onlara bu sporu sevdirme konusunda mesai harcıyoruz.

Şevket Furkan Erbay: Yetenek bulabilirsin. Yetenekli çocuk her yerde var ama onu kontrol edemezsen bir işe yaramaz. Atletizmde çok görüyoruz bunu. Göktuğ Hoca, bu yetenekleri dünya standardında tutup hep üzerine koymaya programlayan kişi. O olmasaydı Yasemin de Mete de buralara gelemezlerdi.

2 | Özgüven

"Abi ben konuşmam, ben atarım…"

Metin Gazoz: Mete'nin sekiz-dokuz yaşındaki ilk yarışmasına 54 kişi katılmıştı ve orada sonuncu oldu. Eve geldi; hırsından nasıl ağlıyor, nasıl sinirleniyor, anlatamam. "Nereden baktığın önemli" deyip kâğıdı çevirdim: "Sen de birincisin ama sondan. Çalışacağız, önce 32'ye gireceğiz, sonra 16, sonra sekiz, sonra üç, sonra bir. Kimse bizi indiremeyecek" dedim. "Öyle mi baba?" dedi. Olaylara nereden baktığınız mühim.

Mete Gazoz: Kayıplardan ders çıkarmak önemli. Mesela biz 2016 Rio'da kaybettikten sonra büyük bir ders çıkardık ve Göktuğ Abi'yle oturup konuştuk. Tokyo'da olimpiyat şampiyonu olacağımı söyleyen o tweet'i Rio'dayken atmıştım. Tamamen inanmıştım buna.

Şevket Furkan Erbay: Mete her dediğinin altını dolduruyor. "Dünya rekoru kıracağım" deyip kırıyor, "Madalya alacağım" diyor, sonra alıyor. Mesela Mete'ye idolünü sorduğumda "Ben neden idol belirleyeyim ki?" tarzında cevap vermişti. Bunu ukalalık için demiyor. Felsefi bir açıklama yapıyor.

Metin Gazoz: 2016 Rio'dan sonra onun için 'Proje çocuk' tabirini kullanmıştım. Proje derken biz bunu sadece okçuluk olarak değil, aynı zamanda hayata dair de düşündük. Araştırmalarımızı yaparken eğitimci yanımızdan da faydalandık. Basketbol, futbol, masa tenisi, satranç, piyano gibi birçok farklı ilgi alanı edinmesini sağladık. Bir branşta uzman olmak istiyorsanız yan branşlarda da uzmanlık gerekiyor. Belki Mete basketbolcu olacaktı, okçuluk onun hedef alma gücüne katkı sağlayacaktı.

Mete Gazoz: Bu tamamen bir örgü ve çok küçük yaşta yaptığım diğer branşlar, çaldığım müzik aletleri ve başka uğraşlar okçuluğa katkı sağladı. Bunların faydası bir anda ortaya çıkmıyor. Antrenman yaptıkça, turnuvalar sırasında parça parça ortaya çıkıyor.

Göktuğ Ergin: Mete'yi diğer sporculardan ayıran yönü, belki de ilgisinin çok çabuk dağılıp çok çabuk toplanıyor olması. Mete'yle bundan sekiz-dokuz sene önce ilk kez tanıştığımızda, birlikte çalışmaya başladığımızda ben ona kendimden birtakım örnekler verdim. "Ben de okulda şöyle yapardım, böyle olurdu" falan dedim. Mete çok hiperaktif bir çocuk ama biz bu hiperaktiviteyi sahada olumlu anlamda kullanmaya çalışıyoruz.

Okan Can Yantır (Kariyer Danışmanı): Bizim ajansa ilk geldikleri günü hatırlıyorum. Annesi, babası, Göktuğ Hoca… Toplantı başladı, herkes bir şey anlatıyor ama o, elinde telefonla bir şey oynuyor. Sürekli oynuyor ama... Benim de gözüm Mete'ye takılıyor. Sunum yapıyorum, "Sporcu markası böyledir, markanın alt başlıkları şunlar, bunlara dikkat edilmesi lazım" falan diye bir sürü şey anlatıyorum ama onun alakası yok. Orada başka bir şey yapıyor, sunuma bile bakmıyor. Sonra, "Mete'cim sen ne düşünüyorsun?" diye sordum. Kafasını kaldırıp şöyle dedi: "Abi ben konuşmam, ben atarım."

Göktuğ Ergin: 2016'da olimpiyattan elenmiş ama mikrofon dayıyorlar, hedefini soruyorlar; "2020'de olimpiyat şampiyonu olacağım" diyor. O aslında Mete'nin dünyaya ne kadar pozitif bakan bir psikolojisi olduğunu gösteriyor.

Yasemin Ecem Anagöz: Ben ok atarken odaklanıp sessiz kalmayı tercih ederim ama Mete yarışma anında sürekli konuşmak ister. Ben, "Hadi oturalım" derken Mete sürekli ayakta durur, enerjiktir. O devamlı eğlenceli şeyler planlar, ben daha çok "Deniz kenarında sessiz, sakin oturalım" kafasındayım. Aslında biz Mete'yle inanılmaz zıt insanlarız. Herkes bizim nasıl iyi arkadaş olduğumuza şaşırıyor ama işte o zıtlık birbirini çeker ya... Mete'nin eksik yanlarını ben tamamlıyorum, benimkileri o tamamlıyor.

Okan Can Yantır: Yasemin daha sakin bir karakter, Mete evin yaramaz çocuğu gibi. Mesela Yasemin'le gidip sanat galerisi gezer ve çok keyif alırsın. Mete'yle de gece dışarı çıkıp eğlenirsin.

Yasemin Ecem Anagöz: Ben panik olduğumda Mete beni sakinleştirebiliyor. Onun morali bozulduğunda ise "Ne konuşursam kafası dağılır? Nasıl planlardan hoşlanır?" sorularının cevaplarını bilmem işe yarıyor.

Göktuğ Ergin: Hatta World Archery'e verdikleri röportajda şöyle demişler: "Biz tek bir ruhmuş gibi hissediyoruz. Aynı bedende ok atıyormuş gibi hissediyoruz." Atış sırasında birbirlerine olan destekleri üst düzey. Maç anında sürekli iletişim halindeler. O yüzden Tokyo'daki karışık takım mücadelesi bizim en azından gümüş madalya kazanmayı beklediğimiz bir yarışmaydı...

3 | Beklenen

"Brady'yi yenersek şampiyon olacağımızı biliyorduk…"

Şevket Furkan Erbay: Türkiye'nin okçuluktaki ilk madalyasının karışık takımda geleceğini tahmin ediyordum ben. Socrates'in olimpiyat sayısındaki yazıda da öyle yazmıştım. Bireyselde de madalyayı kıl payı kaçırırlar diye tahmin ediyordum.

Göktuğ Ergin: Karışık takım mücadelesi sonrası Mete ve Yasemin'in yaşadıkları hayal kırıklığı çok çarpıcıydı. Tabii ki biz de üzüldük ama bir an önce toparlandık ve onları tekrar yarışmaya motive etmeye çalıştık.

Yasemin Ecem Anagöz: Artık öyle bir seviyeye geldik ki olimpiyat dördüncülüğüne üzülüyoruz. Daha sakin bir kafayla düşündüğünüzde olimpiyat dördüncülüğünün hiçe sayılmayacak bir başarı olduğunu görüyorsunuz ama maalesef ben kendime böyle konularda biraz kötü yaklaşırım. İlk zamanlarda bu benim için büyük hayal kırıklığıydı ama şu anda büyük bir iş başardığımızı ve tecrübe kazanarak bundan sonraki madalyayı daha kolay bir şekilde kazanabileceğimizi düşünüyorum. O tek günlük yarışma belki de beş senelik bir tecrübe kazandırdı bana.

Mete Gazoz: Daha bireysel müsabakalarımız vardı. Üzülmeye vaktimiz yoktu. Kısa bir mutsuzluk sürecimiz oldu. Sonra tekrardan bir şekilde yolunu bulup kendimizi toplamamız gerekiyordu, bunu da yaptık.

Göktuğ Ergin: Yasemin çok iyi bir yarışma çıkardı bireyselde. Kang Chae-young'a kaybettiği maçta yapılacak bir şey yoktu. Yasemin değil, oradaki 63 sporcunun herhangi biri daha iyisini yapamazdı ve o kızı o maçta geçemezdi. Gerçi o da sonraki turda aynı seviyeyi koruyamayıp elendi. Okçuluk anlarla, ânı doğru kullanmakla alakalı. Yasemin son 16'da şanssızlık yaşadı.

Metin Gazoz: Mete sıralama atışında beklediğimiz puanı atamadı, orada bir karamsarlığa kapıldık. Yapay bir ada olduğu için farklı bir havası vardı belki de. "Çok acayip bir hava. Sola bakıyorum, sağa gidiyor. Ortaya bakıyorum, aşağı gidiyor. Rüzgârı anlayana kadar yarışma bitti" dedi bana telefonda. Ama herkeste bir düşüş varmış, orada rahatladık.

Mete Gazoz: Ben bu tür şampiyonaların ilk turlarında zaman zaman sorun yaşayabiliyorum. O yüzden ilk tura fazla motive çıktım. Onu geçtiğimde o günkü diğer turu mutlaka kazanırım diye düşünüyordum. Öyle de oldu. İlk turu geçtikten sonra rahatladım.

Göktuğ Ergin: Olimpiyatta ilk turda ok attığımız Lüksemburglu çocuğa Antalya'da evlere şenlik bir maç kaybetmiştik. Kaybetmemizin tek nedeni bizimkinin aşırı özgüveniydi...

Mete Gazoz: Evet, öyle bir maç vardı. Ama olimpiyatta, "Bunları buraya biz getirdik, buradan da biz göndereceğiz" diye çıktık. Avustralyalılar da keza... Hollanda'daki takım mücadelesinde bizi geçerek kota almışlardı. Jeff Henckels, Ryan Tyack, Tyler Worth… Hepsini arka arkaya elemem güzel oldu.

Şevket Furkan Erbay: Zaten çeyrek finalde Mete ve dünya 1 numarası Brady Ellison'ın maça çıkacağı noktada Güney Koreli kalmamıştı piyasada. Kazanan şampiyonluğa gidecekti.

Göktuğ Ergin: Şevket doğru söylüyor. Yani kazandıktan sonra bir şeyleri anlatmak kolay ama biz de bunu hissettik. Brady'yi yenersek şampiyon olacağımızı biliyorduk çünkü diğer sporcuların hiçbiri Mete'yi geçebilecek yeterlilikte değildi.

Metin Gazoz: Mete hem 2018'de hem de 2019'da yenmişti Ellison'ı. Rakibin yüz ifadesini görüyorduk zaten. Çok kastı kendisini. Mete'nin yaşça küçük olması, rahatlığı onları rahatsız ediyor. Mete oraya oyun alanı gibi bakar.

Okan Can Yantır: Tanıştığımızda gözünde kemik çerçeve bir gözlük vardı. "Gözlük kalacak" diye not aldım ben. Performans gözlükleri yapan markalar çok istediler Mete'ye gözlük yapmayı ama "Hayır" dedim. İmajıyla ilgili ilk tespitim bu gözlük meselesiydi. Evden geliyormuş gibi geliyor adam. Bu rahatlığı rakiplerinin sinirini bozuyor.

Mete Gazoz: Önceki turu geçtikten sonra Göktuğ Abi'yle beraber "Brady kesin bizi bir yerden seyretti" diye konuştuk. Antrenman sahasına gittiğimizde gelip tebrik ederse bunu anlayacaktık. Tam da düşündüğümüz gibi gelip tebrik etti, "İyi attın" dedi. Sonra ben Göktuğ Abi'ye döndüm, güldük birbirimize.

Göktuğ Ergin: Brady'nin antrenörü de Kisik Lee; hem Kore'de hem Avustralya'da hem ABD'de olimpiyat madalyası almış, şu anda dünyanın en iyi antrenörü olarak gösterilen bir isim. Maça çıkmadan önce ilk kez, Brady ve antrenörünün ayağa kalkıp birbirlerine sarıldıklarını gördüm. Bu onların maça duygusal anlamda zayıf başladıklarını gösteriyordu.

Mete Gazoz: O gülümsediğim fotoğraf aslında tamamen karşımdaki Brady'nin spor psikoloğuna yaptığım bir jestti. Çünkü Brady attıktan sonra sürekli bana dönüp bağırıyordu. O 10 atıyordu, "İyi attın, süper attın" diye bağırıyordu. Normalde ortaya bağırılır ama bile bile bana bağırdı. Ben öyle hissettim. Sonra ona bakıp gözümü kapatıp gülmeye başladım. Tabii sesi kısılmaya başladı en sonunda. Brady 10 attı, göz göze geldik. Ben bir daha 10 attım, yine dönüp gülmeye başladım. Sonra bağırmayı kesti.

Göktuğ Ergin: Maçın beklediğimizden daha rahat geçtiğini söyleyebiliriz. Ama Brady Ellison tabii ki çok önemli bir sporcu ve bir sporun gelişebilmesi ve yayılabilmesi için böyle yıldızlara ihtiyacı vardır. O da senelerdir bu rolü çok iyi üstlendi.

Mete Gazoz: Brady bana maçtan sonra "Kazanabilirsin" dedi. O da bizim maçı kazananın finalde altın alacağının farkındaydı.

Metin Gazoz: Ben Brady Ellison maçından ziyade yarı finaldeki Japon sporcudan çekinmiştim aslında. Sonuçta olimpiyat Tokyo'da, finale kalıp madalyayı garantilemek ister o da. Ama Mete ilk seriden sonra maçı aldı gitti…

Mete Gazoz: Takaharu Furukawa iyi bir okçu ama beş serinin ikisinde iyi. Bu seneki ivmesi, yarışma bazındaki performansı bu şekilde. Biz de izliyoruz diğer rakiplerimizin maçlarını. Hepsinin ne yapabileceğini farkındayız. Japon sporcu tam da beklediğimiz seviyede attı.

Şevket Furkan Erbay: Mete artık yalnızca altın madalyaya odaklanmıştı. "Ben yarı finale geldim, en kötü bronz alırım" diye düşünmedi. Direkt "Önümde iki tane kazanmam gereken maç daha var" diye bakıyordu. Yani kafası hep altın madalyadaydı.

Yasemin Ecem Anagöz: Maçları izlerken normalde heyecanlanırım ama Mete'nin maçlarında açıkçası daha rahat oluyorum çünkü onun ne yapabileceğini veya ne yapamayacağını iyi biliyorum. Zaten onun podyuma çıkacağı, madalya alacağı bence çok önceden belliydi.

Göktuğ Ergin: Finaldeki rakibimiz Mauro Nespoli katıldığı her şampiyonada madalya adayıdır. İlk kez bireysel madalya kazandı ama uzun yıllardır takım müsabakalarında iyi dereceleri var. Yine de bize göre o gün Mete'yi geçebilecek yeterlilikte değildi.

Metin Gazoz: Finalde İtalyan zorladı, hiç bırakmadı. 4-4'te son üç oka kaldı. Adam o üç oka sekizle başlayınca "Tamam, oluyor. Buradan sonra Mete bırakmaz" dedim.

Mete Gazoz: Bütün olimpiyat boyunca, ayın 23'ünden 31'ine kadar 10 atacağıma yüzde yüz emin olduğum tek okum finaldeki son oktu.

Metin Gazoz: Vallahi iki kez gözüm karardı, tansiyonum düştü. İnanın, o son oku atarken kalbim sıkıştı. "Öleceğim" dedim, anlatamam bunu. Namaz kılanlar, dua edenler, hatim indirenler, gözünü kapatanlar… "Hocam benim babam 80 yaşında, heyecandan ölecekti" diyen var ya. Heyecandan seyredemeyenler olmuş, bir de beni düşünün.

Göktuğ Ergin: Aslında o 10'u biz milyonlarca kez attık antrenmanda. Defalarca Mete'yi o psikolojinin içerisine sokmaya çalıştık. Tabii ki Tokyo'daki gibi hissettirmek kolay değildi ama bunu denemiştik.

Mete Gazoz: Ben şampiyonluk anında, kendim için sevinmekten öte bir şey hissettim. Hepimiz bir şeyleri temsil ediyoruz, bir şeylerin mücadelesini veriyoruz. Olimpiyat hayali benim için son beş yıldır var, Göktuğ Abi için belki yirmi yıldır var. Arka planda sizin görmediğiniz altı kişinin daha büyük emeği mevcut. Ben orada 10 attıktan sonra Göktuğ Abi'ye sarılınca rahatlamayı hissettim. Tüm emeklere değdi. O kadar yani; yaptık ve oldu. Kısacası çok da mantıklı düşünebildiğim bir an değildi…

4 | İddia

"Onun içinde sonsuzluk var…"

Metin Gazoz: Naim Süleymanoğlu'nun filmi çıktığında ailecek seyretmeye gittik. "Baba, adam neler yapmış? Vay be" dedi. "O arka arkaya üç altın yapmış, sen dört yap" dedim. Tabii içimden "Bir tane yapsa bile olur" diyorum. Kazandıktan sonra kendini orada gördü ve "Ben dört altın alırım" dedi. Bronz, gümüş falan demiyor, altın diyor. Bu farklı bir özgüven.

Göktuğ Ergin: Geçen akşam NTV'deki programa çıktı, orada da "11 olimpiyata gideceğim" falan dedi. Ama okçuluk 57 yaşında olimpiyata gidip altın madalya kazanabileceğiniz bir spor dalı değil. O yüzden onun da yaptığı işi küçük görmesi beni biraz sinirlendiriyor ama tabii Mete'nin yaklaşımı bu. Yani o her şeyi yapabileceğini düşünüyor. Hiçbir zaman bir konuyla ilgili bir şeyi yapamayacağı, beceremeyeceği aklına gelmez.

Okan Can Yantır: 'Until It's Done' (Olana kadar) gibi bir slogan belirlemiştik ona. Ama nümerik olarak hiçbir şey koymayalım dedik. Tokyo, yok. 2020, yok. 2024, yok… Çünkü şöyle bir psikolojisi var, adama hiçbir şey yetmiyor. Şu anda aslında 'Until It's Done' dediğimiz 2020 Tokyo değil ya da 2024 Paris de değil. Gittiği yere kadar.

Şevket Furkan Erbay: Röportaj veriyor, "Dört tane olimpiyat altın madalyası kazanacağım" diyor. Kim bu yaşta buna cesaret edebilir? Ya da kim dört yıl sonra gelip altını alacağım diyebilir? Belki alamayacak, hatta büyük ihtimalle alamayacak ama kimse şu an "Kesinlikle alamaz" diyemiyor. Çünkü Mete hal ve tavırlarıyla özgüven veriyor.

Okan Can Yantır: Geçen kıtalararası yüzme yarışına gidiyoruz, "Abi biz de yüzmez miyiz?" diyor. Yapamayacağını düşündüğü bir şey yok. Dışarıdan baktığında aslında mesajımız 'Olana kadar' gibi görünüyor ama onun içinde sonsuzluk var.

Mete Gazoz: Artık iddialı sözlerime biraz farklı gözle bakılıyor. "Bunu söyledi, yapacak" gibi düşünüyor insanlar. Bence bazı zamanlar iddialı olmak, iddialı sözler söylemek gerekiyor. Tabii ki de bu bir hedef. Sonuçta dört olur, beş olur, ikide kalabiliriz, üç olabilir veya belki bir tanesi gümüş olur... Belli olmaz, spor sonuçta.

5 | Paris ve Ötesi

"Okçulukta yeni bir devir başladı…"

Göktuğ Ergin: Mete ve Yasemin, 2019 yılında hem erkeklerde hem de kadınlarda dünyanın en iyi sporcusu seçildi. Güney Kore gibi hegemonya kuran, her şeyi kazanan bir ülke varken dünyanın en iyi sporcusunun Türkiye'den çıkması bana göre kaçan takım madalyasından daha değerli. Demek ki bu anlamda dünyanın saygısını kazanmışız.

Yasemin Ecem Anagöz: Elbette 2024 Paris ve ötesini hedefliyoruz ama önümüzde seneler var. Sanki biraz daha yakın hedeflere odaklanmak gerekiyor çünkü çok uzaktaki bir şeye odaklanmak insanı demotive edebilir. Örneğin Eylül ayında ABD'de dünya şampiyonası var. İki haftadır evimdeyim, güya dinlenmeye geldim ama düşünmeden edemiyorum. Hedefim orada üç kategoride de madalya almak.

Göktuğ Ergin: Sportif anlamda hedef koyarken ilk istenen şey en büyük başarıyı en kısa yoldan elde etmektir. Biz bunu Mete'nin bireysel altınyla başardık. Ama önümüzde çok daha farklı hedefler var. Öncelikli hedefimiz bu sene ucundan kaybettiğimiz karışık takım madalyasına ulaşmak. Bu bizim en öncelikli amacımız çünkü elimizde iki değerli cevher var. Yasemin ve Mete şu an hâlâ 20, 21 yaşındalar, üç yıl sonra 24-25 yaşında olacaklar, bir dört sene sonra 29 yaşına gelecekler. Bu yedi-sekiz yıllık süreci iyi değerlendirip onları mutlaka bir takım madalyasına ulaştırmak istiyoruz.

Cumhur Yavaş: Göktuğ, Tokyo'dayken telefonla görüştük, şunu söyledim: "Bugüne kadar okçuluk farklıydı, altın madalyadan sonra farklı olacak." Zaten okçuluğa ilgi son dönemlerde iyice artmıştı, böyle bir altın madalyadan sonra iyice artacak. Sporcu sayısında çok büyük yükselmeler görülmüştü. Bundan sonra da büyüme devam edecek ve çok daha iyi sporcular gelecek. Yani okçulukta yeni bir devir başladı.

Göktuğ Ergin: Samet Ak gibi çok değerli bir yeteneğimiz var. Ali Aydın, Ulaş Berkim Tümer ve sayabileceğimiz daha pek çok isim… Bu sporcularımızı Paris'e çok iyi hazırlayıp orada takım madalyası hedefliyoruz. Biz bu yıl üç madalya için yarışabildik; kadınlar bireysel, erkekler bireysel ve karışık takım. Bu üç madalyadan birini alabildik. Bir sonraki olimpiyatta en az dört veya beş madalya için yarışabilirsek hem madalya potansiyelimizi artırmış hem de Türkiye'deki okçuluk gelişimini dünyaya net bir şekilde göstermiş olacağız. En büyük dileğimiz bu, başarılı olmuş ve olacak sporcu sayısını artırmak. Doğru yetenek takibi ve doğru antrenmanla, okçulukta Türk ekolünü daha yukarılara taşıyabiliriz.

Devam etmek için üye ol

Socrates Dergi’ye üye olarak dergi arşivinden istediğin kadar yazıyı 7 gün boyunca ücretsiz okuyabilirsin!

Üyeliğin varsa

Bu içerik ve daha fazlası için Socrates Eylül 2021 sayısı